Haberler

Türk Milliyetçiliğinin Manifestosu

Millet, tarihin sırtında tecessüm etmiş bir olgudur. Milliyetçilik ise bu tarihî vetîreyi tecrübe ederek belli bir kolektif şuur seviyesine ulaşmış toplumların ortak aklıdır. Müphem bir dünya tasavvur eden postmodern kültür işe değerlerin içini boşaltarak başlamıştır.

Rahmetli Erol Güngör, bir toplumun çürüdüğünü “kültürün çekirdeği olan değerlerin içinin boşaltılmış olmasından anlarız” derken galiba bunu kastediyordu. İslâm medeniyetinin katılaşarak, esnekliğini ve cevvaliyetini yitirmesinin en büyük sebeplerinden birisi içtihat kapısının kapanmasıdır. Türk sosyal bilimcilerinin disiplinler arası çalışmaları yapmamasının yanı sıra yeterince alan çalışması yapmaması, yeni meseleler karşısında milliyetçilik mefhumunun da benzer bir katılaşmaya maruz kaldığı zehabını uyandırmaktadır.1

Tam umudumuzun tükendiği sırada milliyetçilik üzerine yeni eserler çıkmaya başladı. Yeni eserler yeni fikir ve yorumları da ihtiva etmelidir. Ancak bu mefhum üzerine söz söylemek çok çetin bir iştir. Çünkü birçok farklı açıdan bakabilecek yeterlilikte olmayı elzem kılmaktadır. Aslında disiplinler arası çalışmadan kastımız da budur. Çünkü bir milletin kolektif bilinç hâli o toplumun zihnî, siyasî, hissî, estetik, askerî, dinî, içtimaî ve hukukî v.d. hâllerinin bütünüdür. Bütün bu açılardan bakabilecek yeterlilikte olanların altından kalkabileceği ağır bir iştir bu. Öncelikle söz konusu toplumun bütün yönleriyle tarihî tecrübesini bilmeyi gerektirir.

Son yıllarda kendi kültürü ile tarihî köklerini kopartmış ve batılı birkaç Marksist ya da neoliberal sosyal bilimci ve filozofun Türkiye distribütörlüğünü yapmaktan başka mahareti olmayan zevatın bu mefhum üzerinden yürüttükleri kara propaganda Türk gençliğinin etrafını kara bir duman gibi sarmış, onları rahat nefes alamaz bir hâle getirmişti. Onlar, millet ve milliyetçilik mefhumlarını tarihî bağlamından kopartarak, Avrupa’nın özellikle de Fransa’nın sonradan inşa edilen “ulusçuluk” kavramıyla aynı anlamda telakkî ediyorlardı. Tarihî köklerinden kopardıktan sonra bu mefhumlara istedikleri kostümleri giydirmeleri hiç de zor olmuyor sonra da kendi yarattıkları bu muhayyel mefhumlar üzerinden Türk milletinin değerlerine saldırıyor, onların içini boşaltmaya çalışıyorlardı. Bir sonraki aşamada içi boşaltılan kavramların yerine postmodern kültürün tek kullanımlık sanal değerlerini yerleştiriyorlardı. Söz gelimi bizim millî yoğunlaşmamızı sağlayan kavramlardan biri olan “kızıl elma” mefhumumuzun yerine “dinlerarası diyalog” ve “medeniyetler ittifakı” gibi kavramları yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Türk milliyetçiğinin tarihin derinlerine kadar uzanan güçlü köklerinden habersiz olanlara bu derinliği hissettirecek, Türk gençliğine yeniden bir ideal gösterecek, onlara yeniden diriliş heyecanını verecek münevverleri heyecanla bekleyen Türk toplumu, nihayet beklemek yerine okumak ve anlamak gibi bir ilgiyi bekleyen esaslı bir eserle karşı karşıya…

Nadim Macit’in “Türk Milliyetçiği, Kültürel Akıl, İçtihat ve Siyaset” isimli ve her bakımdan hacimli eserinden söz ediyoruz. Berikan Yayınları’ndan çıkan bu eser 25 yıllık bir akademik birikimin meyvesidir. Sözün başında ifâde ettiğimiz disiplinler arası bir bakış açısıyla kaleme alınmış bu eser günümüz Türk insanının hissedip de adını koymadığı, varlığını hissedip huzursuz olduğu ancak tespit edemediği yahut düşünüp dile getirme imkânı bulamadığı birçok hususu imrendirici bir bilimsel yetkinlikle ele almaktadır. On bölümden müteşekkil olan bu eseri yazmadan önce yazarın, dinler tarihinden sosyolojiye, felsefeden sosyal antropoloji ve etnolojiye, tarihten hermeneutiğe varıncaya kadar birçok alanda yıllarını alan muazzam okumalar yaptığını, derin düşüncelere dalıp hemen her detayı defalarca diğer sosyal bilimcilerle tartıştığını görmek gerekir. Hayalini kurduğumuz ancak Türkiye’de az sayıda tarihçinin sahip olduğu metodolojik yaklaşıma sahip olan yazarın bu eserinin herkesten önce sosyal bilimcilere metodolojik anlamda çok şey kazandıracağını söylemek hiç de abartı olmayacaktır.
Henüz piyasaya çıkmış bu eserin şimdilik muhtevasından bahsedeceğiz. Zira eser okuyucusuyla buluştuktan sonra uzun felsefî tartışmaların tetikleyicisi olacaktır. Kitabın bölümlerini kısaca tanıtacak olursak:
I. Bölüm: Diyalogun aynası ve iletişimin vasıtası olan dilin muhtevası üzerine felsefî ve bilimsel yaklaşımlar ele alınarak milliyetçilik meselesi ele alınırken nasıl bir yaklaşım sergileneceği ortaya koyulmaktadır.

II. Bölüm: Toplumların hayat tecrübesi olan tarihin, milletlerin kökleri, geleneği ve nihayet milletin sosyal bir olgu olarak ortaya çıkışı; tarihî, sosyolojik ve etnolojik bir yaklaşımla ortaya konulmaktadır.

III. Bölüm: Zihniyetin ve eylemlerin belirleyicisi olan kültürel aklı; oluşturulmuş akıl, oluşturucu akıl ve amelî akıl parantezlerinde ele alarak eylemin ortaya çıkışında fikrin, içtihadın ve iletişimin rolü felsefî bir yetkinlikle tartışılmaktadır.
Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates