Haberler

Bozkurt Asaletinden Mankurt Sefaletine

İngilizler arslanı, Almanlar kartalı, Fransızlar da horozu kendilerine millî sembol olarak aldıkları gibi Türkler de gökbörüyü yani yeleli bozkurtu millî sembol olarak benimsemişlerdir.
 
Göktürk Devleti’nin bayrağında bozkurt vardır. Başkurt Devleti’nin adı da “Başbuğ Kurt”tan gelir. Başkurtlar, eski zamanlarda sancaklarında kurt başı taşımışlardır. Bozkurt Atatürk, 1922 yılında Ankara Hükûmeti adına bastırdığı pula, bastırdığı ilk paralara (mesela 1927'de çıkarılan kâğıt paralara bakılabilir), Kahramanmaraş kalesindeki heykele bozkurt simgesini koydurmuştu. Ankara’da Ulus’taki Atatürk heykelinde bozkurt vardır. Atatürk, CHP milletvekili Ratıp Tahir Burak’a “Ergenekondan Çıkış” tablosunu yaptırdı. Tekel, Bozkurt sigaraları çıkardı. Okullarda “Bozkurt Cumhuriyet Marşı” okutuldu. Atatürk, adalet bakanı Mahmut Esat’a “Bozkurt” soyadını verdi. 1924'te kurulan Türkiyat Enstitüsü’nde, İzcilik-Yavrukurt teşkilâtında, ilk yolcu gemimizin adında, Petrol Ofisinin armasında, Türk Ocağı’nın, MTTB'nin ambleminde, üniversite öğrencilerinin şapkalarında bozkurt fügürü bir sembol olarak kullanılmıştır.

Nasıl Hz. Ali, Allah’ın arslanı ise Türk yiğitleri de Allah’ın bozkurdudur. Arslan da bozkurt da Allah’ın yarattığı mübarek hayvanlardır. Hz. Ali savaşlarda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı "Esedullah: Allah'ın arslanı" nâmını almıştır. Arslanın cesaret, güç, kuvvet, yiğitlik, savaşçılık, heybet gibi özellikleri ile Hz. Ali’nin benzer özellikleri arasında nasıl bir ilişki kurulmuşsa ve bu durum, Müslümanlar arasında günah filan olarak görülmemişse, kahraman Türk tipinin de benzer özelliklerinden hareketle bozkurda benzetilmesinin İslam açısından ters bir durumu yoktur. Zira Türkler, Müslüman olduktan sonra bozkurdu tanrı olarak değil, sadece millî bir sembol olarak görmüşlerdir. Bugün de öyle algılanmaktadır. Türkler, bozkurdun bazı fıtrî özellikleri ile kendi millî özellikleri arasında benzerlikler görmüşlerdir. Türklerin sembolü, bazılarının söylediği gibi kangal köpeği değil; gök yeleli bozkurttur. Bunları karşılaştırmalı olarak açıklayalım:

Bozkurt, hürriyet ve istiklâl, köpek ise esaret ve kölelik sembolüdür. Bu ikisi arasında büyük farklılıklar vardır. Bozkurt asaletini köpek sefaletiyle mukayese ederek daha iyi anlayabiliriz. Bazı it tıynetli Türk düşmanları, bozkurdu millî bir sembol olarak benimsemiş olan Türkleri “köpekçi” olmakla suçlarlar ve bozkurt asaletinde olan Türklere “havlama!” derler. Aslında havlayan sefil köpektir. Ulu bozkurt ise ulur.

Köpek, efendisinin menfaatlerini korumak için ya da efendisinin avını yakalamak için havlar. Yani havlaması kendi menfaatine değil; efendisi adınadır. Bozkurt ise kendi özgürlüğünün ve bağımsızlığının bir dışavurumu olarak ulur. Köpek tıynetinde sefil adamlar, efendileri olan Rusya, Çin, Amerika, Avrupa Birliği, Ermenistan ve İsrail adına, onların menfaatine havlayanın kendileri olduğunu unutarak, suç bastırarak ya da eziklik duygusunun verdiği rahatsızlıkla asil Türk’e “havlama!” derler.
Aynı ruh hâlini, “Türklerin millî sembolü bozkurt değil, kangal köpeğidir” diyenlerde de görürüz. Mesela ben, böyle bir sözü Türk vatandaşlığından çıkıp Amerika vatandaşı olmuş ve 30 yıldır Amerika’da yaşayan, Türkiye’ye hiç gelmeyen birisinden duymuştum. Bu kişinin ve onun gibilerin Amerika ve Avrupa Birliğine nasıl köpeklik yaptığına iyi dikkat etmeli. Bu sözü Türkiye vatandaşı ”Türkiyeli” bir kişi söyledi mi bilmiyorum, duymadım, okumadım.

Bozkurt, köpek gibi kendisine sahip ve efendi edinmez. Sahibinin kulu kölesi, emir eri olmaz. Kendisine kemik atan efendisine sırnaşmaz, yaltaklanmaz. Köpek, efendisiz duramaz. Bütün ömrünü kendisine sahip çıkan bir efendinin emirleri dışına çıkmamayı hayatının amacı bilir. Efendisi ne derse onu yapmayı hayatının biricik amacı olarak görür. Efendisi boynuna tasma takar, nereye çekerse oraya gider. Efendisi köpeği kendisine iyice bağladıktan sonra tasma takmasına gerek yoktur. Artık boynunda gönüllü bağılılık ve teslimiyet anlamında manevi bir tasma vardır. Köpek artık hep efendisinin etrafında kuyruk sallar, ne emir verse de onu yapsam diye sırnaşır durur.

Bozkurt ise kendisine efendi kabul etmez. Sokaklarda boynuna tasma takılıp gezdirilen, efendisine kuyruk sallayan bir bozkurt görülmemiştir. Bozkurt, engin dağların ve ovaların hür efendisidir. Uçsuz bucaksız özgür tabiat ortamında kendi efendiliği ile yaşar. Kendime bir efendi bulsam da onun emirlerini yerine getirmek için canla başla koşsam diye düşünmez.

Avrupa ülkelerinde pek çok insanın sokaklarda boyunlarına tasma takılmış köpekler gezdirdikleri görülür. Ben Londra’ya ilk gittiğimde çok şaşırmış ve yadırgamıştım. Hemen hemen her İngiliz, sokakta elinde köpekle dolaşıyor. Sonra düşündüm ve anladım ki gâvur, emperyalist bir ruh taşır, başkalarını köpek gibi emrinde tutmayı sever.

Başkalarının yuları, ipi elinde olsun ister. İp puştun eline geçince de ne olduğunu ve olacağını uzun zamanlardır yaşayarak görüyoruz zaten. Gâvur, efendilik, sahiplik duygusunu tatmin etmek için elinde köpek gezdirir. Bu gâvurun ruh hâlinin dışa yansımasıdır. Kendi dışındaki milletleri de emrinde gezen köpekler sürüsü olarak görür ve görmek ister. Gâvurun köpek sevgisinin altında dünyaya hâkim olma, diğer milletleri köpek gibi köle olarak, emir eri olarak kullanma ve sömürme niyeti gizlidir.
Türk milleti, asıl fıtratını koruduğu müddetçe gerçekte bozkurt tabiatında soylu bir millettir. Ama bir kısım Türklerin fıtratı bozulup asil Türk kimliği ve ruhu yok olunca köleleşmeye başlar. Kendisine Rustan, Çinliden, Yunanlıdan, İngilizden, Fransızdan, Amerikalıdan, şundan bundan efendi aramaya başlar. Çünkü efendi olmayı unutmuştur. Çünkü efendilik bilinci yok edilmiştir. Avrupa Birliği veya Amerika veya Rusya fark etmez genişletilebilir. Bunlar emirler verse de ben de zevkle o emirleri yerine getirmeye çalışsam ve aferin alsam diye dolanır durur.

Bozkurt asaletinden mankurt sefaletine düşen Türk, artık kendine güvenmez olur. Özgürce yaşamaktan, kendi idaresini kendi bağımsız iradesiyle yürütmekten, kendi ekonomik kaynaklarını, toprağını, madenlerini kendisi işletip kendisi faydalanmasından rahatsız olur. Hep bir efendi arayışına girer.
En büyük siyaseti, efendisinin emirlerini harfiyyen yerine getirmek olarak algılar. Devlet yönetmeyi, Amerikalı ve Avrupalı efendilerinin planlarını, projelerini gerçekleştirme ve uygulama memuru olarak icra etmekle eşdeğerde görür. Bağımsız millî politika üretmeyi aklının ucundan bile geçirmez. Türk milletinin bağımsızlıkçı yönetim arzularına değil de gâvurun isteklerine cevap vermeyi tek gaye bilir.
Köpek, kendi rızkını kendisi çalışarak, gayret ederek, ter dökerek arama derdinde değildir. Köpek, efendisinin eline bakar. Efendisi kemik atarsa onunla yetinir. Bozkurt ise kendi rızkını kendisi arar bulur. El eline bakmaz. Dilenmez, bir parça kemik için yaltaklanmaz, gönüllü köle olarak çalışmaz. Bozkurt, Allah’ın geniş arzında, yeryüzünde rızkını çalışarak, gezip dolaşarak arar bulur.
Bozkurt asaletinde Türk milleti, yüzyıllar boyunca rızkını kendisi çalışıp kazanmış, gâvur eline bakmamıştır. Ancak özellikle Tanzimat’tan bu yana II. Abdülhamid ve Atatürk dönemlerini dışta bırakırsak, mankurt sefaletine düşmüş bir takım adamların elinde rızkını gâvurdan bekler olmuştur. Bu büyük bir zillettir. II. Abdülhamit ve Atatürk dışında bazı Türk yöneticileri, mankurt sefaleti yerine bozkurt asaletinde bir duruş sergilemişlerse de bunlar, fazla etkili olamamışlardır.

Köpekler okşanmaktan hoşlanırlar. Efendileri tarafından beğenilmeyi, sevilmeyi, aferin denilmesini kendileri için övünç kaynağı sayarlar. Bozkurtlar ise kimsenin gelip kendilerini okşamalarına izin vermezler, kimseye kuyruk sallamazlar, kimseye bağlı olmazlar, kimseden aferin beklentisi içinde değillerdir. Emir almaz, başkasının emirlerine, buyruklarına, talimatlarına göre hareket etmezler. Hiçbir emperyalist şeytan avcı, git şu masum avı bul getir diyemez, çünkü bozkurt, böyle bir köpekliğe yanaşmaz.
Bozkurt, ne yapacağına kendisi karar verir ve kendi başına yapar. Bu bakımdan bağımsız ve özgürdür. Şerefini ve asaletini kimseye satmaz. Emperyalist Amerika ve şeytan Avrupa, avcı köpeği olarak kullanmak istediği bir takım mankurtlara, “git oğlum şu masum Afganistan’ı, Libya’yı, Suriye’yi, orayı burayı avla getir, önüme pençelerimin arasına koy, sonra git sen kumda oyna” diyebilir. Böyle bir durumda Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp mankurt sefaletine düşmemelidir. “Ben senin avcı köpeğin değil, ne yapıp yapmayacağına kendisi karar verebilecek kadar bağımsız bir iradeye sahip asil bir bozkurtum” demelidir.

Bozkurt yuvasından, yurdundan ayrılmaz, vatanına bağlıdır, yurdunu yabancılara, düşmanlara teslim etmez, yurt, vatan bilinci vardır. Bozkurt, bir kafese, odaya, kapalı, sınırlı bir mekâna hapsedilemez. Özgürdür. Kendi mekânını, vatanını, yurdunu kendisi seçer. İstediği yerde dolaşır, istediği yeri yurt edinir. Avlanarak kapalı bir mekâna hapsedilip esir edilirse de bu esaretten kurtuluncaya kadar mücadele eder.
Köpeğin ise kendisine ait bir yurdu yoktur. Sahibi, efendisi nereye götürürse, kendisine hangi kümesi ya da kulübeciği münasip görürse oraya tıkılmayı yadırgamaz. Efendisinin geniş çiftliği içinde, kıyıda köşede, kapı önünde küçücük bir kulübecik, köpek için yeter de artar bile. O küçücük kulübeciğinde efendisinin çiftliğini beklemek, en büyük işi olur. Hayatta var oluşunu bekçilikle gerçekleştirmeye çalışır.
Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp mankurt sefaletine düşerse, önceden kendisinin olan geniş ve özgür çiftliğini, vatanını kendi eliyle gâvur efendisine teslim eder. Efendisi de ona kendi vatanında küçücük bir barınak verir ve ondan sonra oranın bekçisi ve hizmetçisi olarak kullanır. Türk, bu duruma düşmemelidir.

Sirklere bakın, hiçbirinde bozkurt göremezsiniz. Maymundan file, kediden arslana kadar pek çok hayvan eğitilir, yönlendirilir, emirle hareket eder, güdülür, gülünç hâle sokularak maskara edilir ve insanları eğlendirmek için kullanılır. Ama hiçbir sirkte bozkurt yoktur. Çünkü bozkurdu hiçbir insan, sirk maymunu hâline dönüştüremez. Kimse onu talimatlarla yönlendiremez. Kimse onu eğlencelik zavallı bir yaratık hâline dönüştüremez. Kimse onu efendisi çok para kazansın diye yeteneklerini, gücünü, doğuştan getirdiği zenginliklerini, güzelliklerini, imkân ve şartlarını sömüremez.
Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp da mankurt sefaletine düşüp, gâvurun sirk maymunu hâline gelmemelidir.

Bozkurt, hımbıl, sünepe, hantal bir hayvan değildir. Çabuk büyür, çeviktir, uyanıktır, dakiktir, tedbirlidir, ataktır. Bozkurt asaletinde olan Türk, gâvurun şeytanca oyunları, alavere dalavereleri, propagandaları, kokuşmuş kültürel unsurları, yaşama ve eğlence biçimleri ile, uyuşturucusu, sineması, romanı, müziği, interneti, bilmem neyiyle hantallaştırılıp mankurt bir sünepeye dönüşmemelidir.

Bozkurt, kendisini ayartmak isteyen yabancı seslere, tatlı dillere, yumuşak ipeklere, yaltaklanmalara, yalancı sözlere, seslere kanmaz, aldanmaz. O sadece kendi cinsinden, milletinden olan başka bozkurtların sesine gelir. Sadece kendisi gibi bir bozkurt ulursa ona cevap verir, onun yanına gider, onunla birlik olur. Çakal ulumasına, köpek havlamasına, kedi miyavlamasına, maymun vıyıklamasına, eşek anırmasına gitmez, yüz vermez; o seslere aldanıp avlanmaz, onlara kanıp esarete düşmez. Bozkurt asaleti böyle bir şeydir. Sadece kendi cinsinden, milletinden olana güvenir.
Bozkurt asaletinde olan Türk de Çinlinin yumuşak sözüne, Rusun aldatıcı sesine, Amerikalının şeytanca vaadlerine, Avrupalının sinsice aldatıcı sözlerine kanmaz. Bu türlü yabancı emperyalist sözlerle, seslerle avlanıp kandırılamaz ve esir edilemez. Bozkurt asaletinde olan Türk, sadece kendi milletine güvenir, kendi cinsinden, kendi dininden olan insanlara inanır, onlarla iş tutar. Ancak bozkurt asaletini kaybedip mankurtlaşan Türk, emperyalistlerin ayartıcı seslerine, vaadlerine kanarak avlanır, avlanıyor.

Bozkurtlar, önde giden liderlerinin ayak izlerine basarak ilerler. Disiplinlidirler. Liderlerine bağlıdırlar, liderlerinin etrafında onları korumak için tedbir alırlar. Liderlerini ölümüne korurlar, kendilerine başka lider aramazlar. Kişisel menfaat yerine grup menfaatini öne alırlar.
Köpekler ise disiplinsiz ve rastgele yürürler. Kendi başlarına hareket ederler. Liderlerine, atalarına sadakat diye bir şeyleri yoktur. Kim kendilerine daha çok kemik atarsa onun peşinden giderler yani liderlerini kolayca satarlar. Tamamen kişisel menfaatlerini düşünürler.
Bozkurt tıynetinde Türk, atalarına, liderlerine, önderlerine sadıktır. Onun ayak izine basarak yürür yani fikirlerine, hedeflerine bağlıdır. Türk milleti birliği ve bütünlüğü içinde disiplinli ve teşkilatlı olarak yaşamanın mutlak zaruri olduğuna inanır. Kişisel menfaat yerine millî menfaati esas alır. Kendisine kişisel menfaat vaad edelere hemen kanıp onları lider edinmez.

Köpek, leş etini, başka hayvanların avladığı etleri ya da insanların kendisine hizmet etsin diye verdiği etleri yer. Kendi başına avlanma becerisi pek yoktur. Bozkurt ise leş eti yemez. Kendi avını kendisi avlar, başka hayvanların avladığı av etini yemez. Bozkurt ihtiyacından fazlasını avlamaz.
Bozkurt asaletinde olan Türk de başkalarının artığı olan, pis, leş etlerle, yabancıların önüne attığı kokuşmuş menfaatlerle beslenmeyi kendisine züll sayar. Bozkurt Türk, kendi rızkını kendisi çıkarır, gâvurun eline, ağzına bakmaz. Amerika ya da Avrupa Birliği vermezse aç kalırım korkusu taşımaz. Rızkını gâvurdan değil, Allah’tan bekler.

Türk, ya bozkurt asaletinde şerefli bir yolculuğa devam edecek ya da kangal köpeği mankurtluğu sefaletiyle sürüm sürüm sürünecektir. Türk, titreyip kendine dönerek, millî ve İslamî kimliğini hatırlayarak, Allah’ın fıtratına tevdi ettiği asaleti yeniden kuşanarak gâvurun boynuna taktığı bütün zillet tasmalarını söküp atarak, yeniden dünyanın efendisi olmak zorundadır. Yoksa yok.
Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates