Haberler

Bir AkParti Projesi Olarak Kemal Burkay

Kemal Burkay, Tayyip Erdoğan'ın çağrısı üzerine 31 yıl sonra Türkiye'ye döndü.
 
Burkay'ın hem dönüşü hem de zamanlaması manidar. Zira Burkay yakın zamanda verdiği bir röportajda Türkiye'deki yargı sistemine güvenmediğini dolayısıyla dönüşü düşünmediğini söylemişti. Yani "ülkeye dönersem tutuklanabilirim" korkusu taşıyordu. Aradan geçen kısa sürede bu fikrinden ve korkularından vazgeçip Türkiye'ye dönmesi bu nedenle bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi.

Burkay'ın geri dönüş sinyalleri cemaatin gazetesi Zaman'ın yayınlarından açıkça hissediliyordu. Burkay "barışçıl" ve "silahlı mücadele karşıtı" bir Kürt aydını olarak bir süredir cemaate bağlı medya organlarında sürekli gündeme getiriliyordu. Burkay, İsveç'in Stockholm kentindeki son gününü de yılmaz destekçisi Zaman gazetesinin ekibiyle birlikte geçirmişti.
 
Burkay yurda döndükten sonra ise Bülent Arınç, Egemen Bağış ve Ertuğrul Günay gibi AKP'nin ağır toplarının destek açıklamaları ve ziyaretleriyle adeta koruma altına alındı.
 
Burkay'ın hükümetle anlaşmalı bir geri dönüş yaptığı açıkça ortada. Havaalanından itibaren başlayan Türkiye macerası da bunu açıkça gösteriyor. Burkay, taraftarlarının ve büyük bir basın ordusunu yanı sıra adeta bir devlet protokolü ile karşılandı. İstanbul Vali Yardımcısı tarafından pasaport kontrolünden bile geçirilmeden VİP kapısından alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün tahsis ettiği sivil polislerin korumasında kaldığı otele götürüldü.
 
Kemal Burkay'ı tanımayanlar böylesine bir devlet koruması ve tören protokolünü gördüklerinde belki yabancı bir devlet adamı ya da ünlü bir pop starının ülkemizi ziyarete gelmiş olduğunu düşünmüş olabilirler ama karşılama merasimi düzenlenen kişi Türk vatandaşlığından çıkarılmış, terör örgütü yöneticiliğinden yargılanmış ve yasadışı yollarla ülke dışına kaçarak yurtdışında yıllardır mülteci olarak yaşayan Kürdistan Sosyalist Partisi'nin lideriydi.
 
Ülkenin bir polis devletine dönüştüğü, neyle suçlandığı bile belli olmayan insanların sabaha karşı operasyonlarla gözaltına alındığı bir ülkede Burkay gibi bir ismin usulen bile olsa karakola ya da savcılığa davet edilmemesi, tersine devlet koruması altına alınması gerçektende ilginç ve ortada hükümetle birlikte planlanmış bir geri dönüş senaryosunun sahneye konduğu iddialarını doğrular nitelikte.
 
Bir AKP projesi olarak Kemal Burkay
 
AKP'nin son aylarda ortaya çıkan Kemal Burkay aşkının sebebini tahmin etmekse zor değil. AKP 12 Haziran seçimlerinden hemen önce girdiği yeni "milliyetçi" strateji içinde özellikle Güneydoğu'da en önemli rakibi konumundaki PKK ile ipleri kopartmak durumunda kaldı. AKP-PKK ittifakı ile geçen sekiz yıllık iktidar döneminin sonunda AKP-PKK ilişkilerinde önemli bir kırılma yaşandı. PKK'nın "demokratik özerklik" ilanı ve bunu tam manasıyla uygulamak için düşünülen muhtemel bir NATO-BM müdahalesi, AKP iktidarının devamı için büyük bir tehdit olarak belirdi. İki yıl sonra yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça AKP-PKK arasındaki rekabet de cabası.
 
Ancak burada önemli bir dönüşümü de es geçmemek gerek. Tayyip'in "Kürt sorunu yoktur, Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır" açıklamasından sonra AKP'nin Kürt açılımında yeni bir plan geliştirdiği ve bunu uygulamaya koyduğunu söyleyebiliriz. AKP'nin ikinci Kürt açılımı planı silahlı terörün önünü keserek Yeni Anayasa ile Kürt meselesini kendi istediği biçimde çözmeye dayanıyor. PKK'nın terör kozunun devre dışı bırakılması Kürt meselesinde inisiyatifin AKP'ye geçmesi için birinci şart. Kemal Burkay da işte bu noktada işlevsellik kazanıyor. Burkay başından itibaren PKK'nın silahlı bölücülük eylemlerinin karşısında silahlı mücadeleyi dışlayan ve Kürtçü taleplerin siyasal yollarla elde edilmesi gerektiğini savunan bir isim. "Silahlar sussun" söyleminin arkasında Türkiye'ye barışçıl yollarla bölünmeyi kabul et çağrısı yapıyor Burkay.
 
Burada AKP'nin sözde milliyetçi tavırlarının cilası da dökülüyor. AKP'nin allayıp pullayarak Türkiye'ye getirdiği Burkay PKK'nın demokratik özerklik taleplerini bile yetersiz bulan ve birlikte hareket ettiği HAK-PAR aracılığıyla "federasyon" talep eden bir isim. AKP'nin "milliyetçiliği" de ancak bu kadar olabiliyor.

Kemal Burkay Apo'nun alternatifi olabilir mi?
 
1980 öncesindeki gücünden çok şey kaybetmiş hatta mevcudu tümüyle tüketmiş durumda olsa bile Kemal Burkay isminin PKK ile mücadele etme noktasında AKP için az da olsa bir kullanım değeri var. AKP elindeki her türlü imkânı kullanarak PKK karşısında elindeki kozları güçlendirmeye çalışıyor ve Burkay bu kozlardan birisi olarak hâlâ iş görebilecek bir isim. Elbette AKP bununla yetinmiyor; yakın zamanda tahliye edilmeleri sağlanan Hizbullah liderleri vasıtasıyla PKK'nın karşısına silahlı bir başka terör örgütü dikmeyi amaçlayan AKP eline geçen her imkânı kullanmaya çalışıyor.
 
Burkay'ın da AKP tarafından kullanılıyor olmaktan hiç gocunmadığı hatta bundan fazlasıyla memnun olduğu da görülüyor. Ayağının tozuyla yaptığı açıklamada Burkay, AKP'nin Kürt açılımını desteklediğini, Anayasa referandumunda "Evet" dediğini, TRT Şeş vb. AKP uygulamalarına destek verdiğini belirterek AKP'ye gülümsüyor!
 
"AKP'nin yarattığı dönüşümü göremeyen" ve "Kürt açılımını desteklemeyen" sol ve Alevi kesimler de Burkay'ın eleştirilerinden paylarını aldılar. Burkay böylelikle soyunduğu misyona; "AKP'nin Kürdü" olmaya ne kadar hevesli olduğunu da ilan etmiş oluyor.
 
Burkay BDP'yi eleştiriyor, Apo'yu eleştiriyor, Türk solunu eleştiriyor, Alevileri eleştiriyor ama AKP hakkında tek bir eleştiri bile yapmıyor!
 
Ama AKP'nin kendisine biçtiği misyon karşısında korktuğunu da belli etmiyor değil. Apo'ya düşman olmadığını, kimseyle polemik yapmak istemediğini söylüyor, "Apo'nun parlamentosu, Meclis'te bir grubu ve ordusu var, benim bir kedim bile yok" diyor!
 
Apo'yu eleştirirken Apo'nun yakalandıktan hemen sonra uçakta sarfettiği "Benim Annem de Türk'tü", "Fırsat verilirse devlete hizmet etmeye hazırım" sözlerine sıkça vurgu yapan Burkay, bu açıklamasıyla Apo'dan bile daha korkak olduğunu gösteriyor ve Apo'nun alternatifi olma şansını daha baştan kaybediyor.
Mücadele kaçkını bir korkak!
 
Kemal Burkay ne yapabilir; PKK karşısında bir alternatife dönüşüp PKK'nın gücünü kırabilir mi sorusuna gelince…
 
Burkay'ın İsveç'te şairlik dışında hiçbir şey yapmadığı son 31 yılda köprünün altından çok sular aktı. Burkay'ın Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) ve Özgürlük Yolu hareketi bu süreçte Kürt siyasetinden tamamen silindi. PKK'nın 1980 sonrasında silahlı terörle Kürt siyaseti ve sosyalist örgütlenme içinde zorla kendini kabul ettirmesiyle birlikte başlayan süreç bugün bu alanda tam bir PKK hakimiyetine ulaşmış durumda. Burkay'ın, PKK'nın "demokratik özerklik" ilanıyla Güneydoğu merkezli bir Kürt devleti kurma noktasında son aşamaya geldiği ve Kürt hareketinin tek temsilcisi konumunda bulunduğu bir dönemde bu PKK etkisini kırma ihtimali bulunmuyor.
 
Burkay bu saatten sonra ancak PKK'nın terörist kimliğini öne sürerek onu oyun dışı bırakmaya çalışan AKP-Cemaat koalisyonunun basit bir piyonu olabilir.
 
Bundan daha öte bir misyona belki soyunmak isteyebilir, ama bunu yapmak için artık çok geç.
Kemal Burkay bir kere hangi yüzle kalkıp Türkiye'de yeni bir siyasal mücadeleye çağrısı yapabilir ki.
12 Mart ve 12 Eylül'de bütün örgüt kademesi cezaevine girerken her iki darbede de soluğu yurtdışında alan ve ondan sonrada elini taşın alına sokmayıp peşinden sürüklediği herkesi ortalıkta bırakan Burkay hangi yüzle bu insanların karşısına çıkacak ve yeniden liderlik iddiasında bulunacak! Darbe mağduru binlerce insan darbe "mağruru" birisini siyasi lider olarak sindirebilir mi?
 
Burkay belki otuz yıl önce Kürt siyasetinde önemli aktörlerden birisiydi. Türkiye'de kalıp mücadelesini sürdürse belki bugün bambaşka bir noktada da olabilirdi.
 
Ama o mücadeleden kaçmayı, yabancı bir ülkede bir sığınmacı olarak yaşamayı tercih etti. Böylelikle liderlik ve siyaset noktasındaki tüm iddiasını kendi elleriyle yok etti.
 
Şimdi ise İsveç'in sığınmasından çıkıp Türkiye'de AKP'nin sığıntısı olmayı seçiyor. Ne diyebiliriz ki: sığınmacılık onun için bir yaşam biçimi olmuş.
 
Söyler misiniz böyle bir adamın peşinden kim, kaç kişi gider?
 
Burkay ve Günay
 
Buna rağmen hükümetin ve basının yoğun ilgisi dolayısıyla Burkay kendisini bir Lenin pozunda görüyor gibi. Ama sürgünden dönen devrimin mağrur lideri portresi Burkay'a o kadar yabancı ki. Lenin sürgünde bile ülkedeki devrimci örgütlenmeyi bizzat yönetmiş, yazdığı broşürler, geliştirdiği tezler ve iç savaş stratejisiyle devrimin başarıya ulaşmasında bir numaralı rolü oynamıştı.
 
Burkay ise bırakın örgütünü yönetmeyi ya da devrimciliğe sürdürmeyi sıradan bir mülteci olarak aile saadeti yaşamayı ve şiir yazmayı seçti. Bu ülkenin solcuları ve devrimcileri Amerikancı faşist darbelerle mücadele ederken, işkence tezgâhlarında direnirken Burkay İsveç'te kızları ve torunlarıyla rahat bir yaşam sürmekten hiç gocunmadı. Otuz yıl boyunca ülkeye dönmeyi düşünmedi. Şimdi ise faşist bir iktidarın gizli ajandasında kendisine biçilen rolü oynamak için yurda dönüyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi bir kahraman edasıyla karşımıza çıkıyor.
 
Burkay, Ertuğrul Günay'ın kendisini ziyareti sırasında hediye ettiği Nâzım Hikmet kitabına atfen "Nâzım'ın hasretini giderdim" diyerek bir de kendisini Nâzım'la özdeşleştirmiş. Nâzım gibi bir yurtseverle Burkay gibi mücadele kaçkını bir Kürtçüyü karşılaştırmak bile abes aslında. Nâzım, hayatının hiçbir döneminde davasını terk etmemiş, sürgünde bile olsa ölünceye kadar inandığı dava uğruna mücadelesini sürdürmüştür. Burkay gibi iki darbede çareyi kaçmakta bulup korkudan otuz yıl saklanmamıştır. Nâzım'ın çektiği acılar ve hapishanede yattığı yıllarsa Burkay tipi tatlı su devrimcilerinin yanından bile geçmeye cesaret edemeyeceği şeylerdir.
 
Ertuğrul Günay'dan bahsetmişken; onun durumu da gerçekten acınası. Burkay'ın dönüşünü kullanarak kendi dönekliğini aklamaya girişen Günay için Burkay gibi bir mücadele kaçkını aranıp da bulunamayan bir fırsat oldu. Nâzım kitabının yanı sıra AKP'ye ihtida ettiği günden sonra birden keşfettiği İdris Küçükömer'in bir kitabını da Burkay'a hediye eden Günay, 1960'lardaki tezleriyle sol-sağ ayrımını tersyüz eden Küçükömer'i gösterip aklınca "Bakın ben hâlâ soldayım, hem de en solda" mesajı vermeye çalıştı.
Ama, hem Günay'ın kendini Küçükömer'in bayat tezleriyle aklama çabası, hem de Burkay'ın korkaklığını Nâzım'ın sürgün hayatı ile aklama çabaları beyhude birer çaba olarak kalmaya mahkum. Tarih onları yalnızca iki dönek olarak yazacak.
 
"Kedini de al git!"
 
Kemal Burkay 1980 öncesinde Türk solunu Kürtçüleştirerek solun yaşadığı eksen kaymasında önemli sorumlulardan birisiydi. Burkay ve arkadaşlarının oluşturduğu "Doğulular Grubu" TİP'in 4. Kongresinde "Türkiye'de Kürt halkı vardır" ve "Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı vardır" söylemlerini kabul ettirmiş ve Türk solunun en güçlü partisi TİP bu ifadeler nedeniyle bölücülükten kapatılmıştı.
Burkay 31 yıl sonra bu kez de AKP güdümünde bir solculuk için kolları sıvamış görünüyor.
Burkay belki İsveç'ten görememiş olabilir ama kanatları altına sığındığı AKP faşist iktidarını pekiştirdikçe dokuz yıllık iktidarı boyunca kullandığı solcuları da tasfiye etmeye başladı.
AKP tarafından belki bir işe yarar umuduyla Türkiye'ye getirilen Burkay şiir kitaplarından kafayı kaldırıp biraz faşizm tarihi okursa kullanım süresi dolduğunda kendi başına gelecekleri de görebilir.
Führerin karşısına çıkıp "Bir kedim bile yok, anlıyor musun" dediğinde "Kedini de al git" cevabını alabilir ve umarız bu kez de kaçmayı başarabilir!
 
Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates