Haberler

Satılmışlıl Furyası

Ne yırtık kot pantolon giymek, ne göbeği açık dolaşmak, ne Japon lokantalarında kokuşmuş çiğ balık yemek, ne akupunkturla zayıflamak, ne de yoga… Bunların hiçbirisi, “satılmışlık” kadar moda olamadı aslında son zamanlarda. Bu öyle bir moda ki, liboş güruhla komünist güruhu bir araya getirebildi. Gerçi bu buluşma beklenmedik bir şey değildi. Çünkü vatan, millet, milliyet ve bayrak gibi kavramlardan aynı uzaklıkta olan bu iki güruh, zaten günün birinde el ele vereceklerdi.



Aslında bu moda, bir asır kadar önce de ortaya çıkmıştı ülkemizde ve yine uzun bir müddet devam etmişti. –Sırtlanları rencide etmek istemem ama- Bu satılmışlar tıpkı sırtlan misali. Aslan kocayıp elden ayaktan düşmeye başladığında, daha önce yanına bile yaklaşamayan leş yiyici sırtlanlar, fırsattan istifade edip aslanın etrafını çevirmeye başlarlar. Aslan sağlıklıyken, o civarlarda kolay kolay bir sırtlana rastlayamazsınız. Korkudan kafa bile uzatamazlar. Fakat aslan elden ayaktan düşmeyegörsün…Ondan sonra ortalık leş yiyici sırtlanlardan geçilmez olur.

İşte bu “satılmışlar” dediğimiz tür de, devlet otoritesi zayıfladığında ve devletin temelleri çürümeye başladığında, hemen hemen her yerden, sağdan-soldan, öteden-beriden peydah olurlar ve dış mihraklara veya siyasi iktidara kendilerini pazarlamaya başlarlar. Hem de ne pazarlamak!.. Kimi zaman Türklüğe sövmek için kitaplar yazarak, kimi zaman Türkler’i katil ve barbar olarak göstermek için bilimsel(!) makaleler yayımlayarak, kimi zaman da sinema filmleri çekerek veya televizyon programları hazırlayarak yaparlar bu “kendini pazarlama” faaliyetini.

Bazen de birden fazla “satılık”, bir araya gelerek ortak bir bildiri kaleme alırlar, “sivil” toplum örgütleri oluştururlar, konferanslar ve paneller düzenlerler sırf Türklüğe, milli olan her şeye, Türk Ordusu’na, Türk tarihine, vatana, millete, bayrağa ve şehitlik, gazilik gibi kutsal kavramlara küfretmek için. Bunların kurdukları STK’ların, yaptıkları her “araştırma”nın, destekledikleri her faaliyetin ve yayınladıkları her raporun, kitabın, makalenin veya bildirinin yegane amacı budur. Bu sayede kendilerini pazarlarlar. Türklüğe, değerlerimize, milli olan ve kutsal olan herşeye sövdükleri ve kin kustukları ölçüde dış mihrakların(AB ve ABD) gözüne biraz daha girerler ve değerlerini(yani fiyatlarını) biraz daha arttırmış olurlar. Ve durmaksızın çabalarlar daha da göze girip, daha fazla kazanmak için. Çünkü doyumsuzdurlar ve işkembeleri dolmak bilmez.




Satılıktırlar, fakat Türk’ün parasıyla 2 kuruş bile etmezler. Lakin ABD’nin dolarıyla kaç bin dolar ederler veya AB’nin avrosuyla kaç bin avro ederler onu bilemem!..



Ayrıca “azınlıklara daha fazla hak verilsin”, “Türkiye sadece Türkler’e ait değildir”, “Türkler ermenileri ve kürtleri katletmiştir”, “Ordu siyasete karışmasın”, “bizi Avrupa adam eder”, “devlet ekonomiden elini çeksin”, “kürt sorunu vardır”, “çözümsüzlük çözüm değildir”, “Kıbrıs’ı verelim kurtulalım”, “Türkiye, Türkler’e bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir”, “yabancıya toprak satmakla birşey olmaz”, “Atatürkçülük ve milliyetçilik çağa uygun değildir”, “Federasyon düşünülebilir” gibi cümleleri ve “insan hakları”, “düşünce ve ifade özgürlüğü”, “özgürlükçü cumhuriyet”, “demokratik çözüm”, “vicdani red”, “dinler arası diyalog”, “ılımlı İslam”, “sevr paranoyası”, “küreselleşme”, “Türkiyelilik” gibi kavramları sık sık pis işkembelerinden ağızlarına getirip çiğnemeleri, bu türün geviş getirdiğinin bir kanıtıdır aslında… Ağızlarında çiğneyip durdukları bu şeyler çürümüş ve pis kokuludur, ama onlar bunu fark etmezler. Çünkü kendileri daha da kokuşmuş ve çürümüştürler.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, devletin temelleri çürümeye başladığında ve devlet otoritesi zayıfladığında, ahlaki çöküntüyle birlikte bu gibi satılmışlar hızla çoğalır. Satılmışlık, özellikle soy özürlüler arasında hızlı bir bulaşıcılık gösterir ve bunun neticesinde de bir furya haline gelir. Her gün yeni bir tanesi türer. Ya beş para etmez bir roman yazmıştır, ya da pis kokulu bir makale, rapor veya bildiri kaleme almıştır. Sonuçta bir şekilde işkembesindeki pisliği kusmuştur.

Osmanlı’nın elden ayaktan düştüğü ve Avrupa’nın kontrolüne girdiği son dönemlerinde nasıl ki ortalık satılmıştan geçilmiyordu ise, bugün de yine ortalık bunlardan geçilmiyor. Bir furyadır yine aldı başını gidiyor!.. En acısı da, “iş başındakiler”in de bu furyaya kapılmış olmasıdır.




Ey satılmışlar ve kendini satılığa çıkarma hazırlığında olanlar!



Yolunuz iyi bir yol değildir. Uyarması bizden!.. Keşke yaşasalardı da Ali Kemaller, Damat Feritler, Şeyh Saitler, İstiklal Mahkemeleri’nde yargılananlar ve 150’likler, size bu yolun sonunda ne olduğunu anlatsalardı!..



Not: Bu yazı “Orhan Pamukyan”, “Elif Şafakopulos”, “Baskın Oraniyadis”, “İbrahim Kaboğluyan”, “Murat Belgeyan”, “Hrant Dingil”, “Etyen Mahçupyan”, “Fethullah Öcalan”, “Cengiz Çandaryan”, “Halil Berktayyan”, “M. Ali Birandyan”, baba ve oğul Altanyanlar”, “Can Pakeropulos”, “Taha Akyoliyadis” ve bunlar gibi “hayali” kişilere, TESEV ve Mazlum-Der gibi “sivil” toplum örgütlerine, Bilgi Üniversitesi’ne, Boğaziçi Üniversitesi’ne, Doğan medya grubuna, Akepe hükümetine ve onun yardakçılarına ithaf edilmiştir.


TOLUNAY KUTOĞLU

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates