Haberler

Kur'an'sız Kıbrıs Kime Yarar?

Mabedinde din öğretilmeyen tek ülke KKTC nereye kayıyordu?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Milli Eğitim Bakanlığı ve Din İşleri Dairesi'nin birlikte koordine ettiği “yaz kuran kursları” yine sendikaların baskınına uğramıştı.


Tamamen anayasal çerçevede düzenlenen, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı ve Din İşleri Dairesi tarafından kontrol edilen ve liyakat sahibi formasyonlu görevlilerin ders verdiği Kur'an kursları, KKTC'de yaz tatilinin başlamasıyla yine gündeme taşınmıştı. Lefkoşa'da eylem yapan Kıbrıslı sendika görevlileri, “Kur'an kurslarına asla izin vermeyeceklerini” açıklamıştı.

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Ahmet Eraslan ve sendika üyesi öğretmenlerin, yaz Kuran kurslarına baskın düzenlemesi kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı. KTOEÖS Başkanı Eraslan, “sendika olarak yaz Kur'an kurslarına asla izin vermeyeceklerini” vurgulamıştı. Kursların siyasi bir amaca hizmet ettiğini iddia eden Eraslan, "Kur'an kursularının yaz tatilinde çocuklara verilmesine karşıyız. Bunu engellemek için sendika olarak elimizden geleni yapacağız. Bu durumu Sayın Milli Eğitim Bakanımıza da ilettik” diye çıkışmıştı.

"Milli Eğitim Bakanlığı okul kapılarına polis koymalı"

Demokratik Haklar ve İnanç Platformu sözcüsü Mustafa Tıngır ise istenmeyen olayların ortadan kalkması için KKTC Milli Eğitim Bakanlığının sendikaları durdurması gerektiğini hatırlatmıştı. Verilen kursların tamamen yasal olduğuna dikkat çeken Tıngır, "Milli Eğitim Bakanlığı gerekirse okul kapılarına polis koyarak, olması muhtemel provokasyonları engellemeli" uyarısı yapmıştı.

Türkleri Hıristiyanlaştırma Kiliselerine ses çıkarmayan Mason Sendikalar niye Kur’an Kurslarına saldırıyordu?

KKTC Din Görevlileri Birliği Başkanı Hayri Koç ise KKTC'de yaşanan kurs skandalıyla alakalı olarak sendikaların hadlerini aştığını belirtip yapılan eğitimin tamamen yasal olduğunu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Din İşleri Dairesi'nin kontrol ettiği yasal bir oluşumu sendikaların sabote ettiğini ve anayasal suç işlediğini söylüyordu. MEB'in olaylar karşısında sessiz kalmasını da eleştiren Koç, "Sanki tavşana kaç, tazıya tut oyunu oynanıyor. Tamamen yasal bir eğitim verilirken, sendikalar gelip kursları engelliyor ve bu vatandaşlara hiçbir yasal işlem yapılmıyor. Bunun arkasının araştırılması gerekir" tespitleri dikkat çekiyordu.

İstenmeyen olayların yaşanmasından korkuluyordu.

Geçen sene de okulların basıldığını ve öğrencilerin taciz edildiğini belirten Koç, "Milli Eğitim Bakanlığı'nın tahsis ettiği formasyonlu öğretmenlere, yine bakanlığa bağlı okullarda tüm yasal prosedürler uygun olduğu halde polisle beraber baskın yapıldı. Çocukların özel eşyaları, çantaları didik didik arandı. Flash belleklerine el koyuldu ama hiçbir suç unsuru bulamadılar ve hâlâ sendikaların bu tavrına bir dur diyen yok" değerlendirmesinde bulunup ayrı bir noktaya da dikkat çekerek: "Dünyada mabedinde din eğitimi alamayan tek ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir. Sendikaların yaptığı baskınlarla vatandaşlarımız huzursuz edilmektedir. Sendikaların bu tavrı devam ettikçe istenmeyen olaylar yaşanabilir” diyordu. Geçen yıl Alayköy'de vatandaşlarla sendikalılar arasında çıkacak istenmeyen olayların halkın sağduyusuyla çözüldüğüne dikkat çeken Koç, vatandaşların tahrik edildiğini belirtiyordu.

Girne Protestan Pastörüne göre: Kuzey Kıbrıs’ta şu ana kadar 300 Türk aile Hıristiyanlığı seçmiş bulunuyordu!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Dini Bilgiler Kursları'nın basılmasıyla tartışılmaya başlanan din eğitimi ve din özgürlüğü konusu, Ada'da son zamanlarda şubelerini arttıran kilise evler ve diğer dinlerin merkezleri konusunu da gündeme taşımıştı.

Kuzey Kıbrıs'ta son iki yıl içerisinde Yehova Şahitleri'ne ve Protestanlara ait ikişer kilisenin yanı sıra bir de sinagog açılmıştı. Bunlardan biri de Girne'de faaliyet gösteren “Lütuf Kilisesi” olmaktaydı. Kilisenin Türk Pastörü (Protestan papazlarına 'pastör' adı veriliyor) Kemal Başaran, Cihan'a yaptığı açıklamada Kuzey Kıbrıs'ta şu ana kadar 300 ailenin Hıristiyanlığı seçtiği bilgisini açıklamıştı. "Benim annem babam da Türk doğdu. Türkler; 'Biz Müslümanız Evelallah' düşüncesine sahip ama hakikatte yarım yanlış bir Fatiha'dan öteye gidemeyen, ezan sesi duyup da tanımak dışında İslam’la ilgili hiçbir şey bilmeyen insanlardı annem babam” diyen Türk kökenli Papazın anlattıkları çok acı gerçekleri yansıtmaktaydı.

KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Yusuf Suiçmez, Müslümanları baskı altında tutup diğer dini oluşumların denetlenmemesini Müslüman Kıbrıs halkının dinine karşı haksız bir rekabet ortamı oluşturduğuna dikkat çekiyordu. Kamuoyunda İslamiyet'le ilgili dezenformasyon yaşandığını belirten Suiçmez, şunları söylüyordu: "İslamiyet'i karalamaya, Kur'an ve İslam öğretimi üzerinde bir baskı kurulmaya çalışılıyor. Kendi inancımız toplumda bu şekilde lanse edilirken diğer din unsurlarının saf gösterilmesi ve istismar edilebilecek unsurların görülmemesi bazı kasıtlı hıyanetlerin gizlenmesine yarıyor."

Hiçbir Hıristiyan'ın bulunmadığı mahallelerde kiliseler açıldığını ifade eden Suiçmez, bazı kişi ve grupların toplumu yozlaştırmak için bilinçli girişimlerde bulunduğunu dile getiriyor ve "Bir yerde kilise açılacaksa aynen Kur’an Kursunda olduğu gibi uzmanlık eğitimi istenmesi lazımdır. İnsanlarımızı istismardan korumak için devletin denetleme görevini doğru yapması şarttır. Ama kilise ve havralara kolaylık sağlayıp Kur’an Kurslarına zorluk çıkarmak kasıtlı ve sakat bir kafa yapısını yansıtmaktadır” diye yakınıyordu.

Türk Protestan Pastör tam bir gâvurluk sergiliyordu!

Girne'de faaliyet gösteren 'Protestan Türk Kilisesi' ya da diğer adıyla 'Lütuf Kilisesi'nin Pastörü Kemal Başaran, öğretmenler sendikasının dini bilgiler kurslarına yaptığı müdahaleye destek veriyordu. “Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta Hıristiyan düşmanlığı yapıldığını ve Kuran Kurslarında diğer din ve ırklara karşı düşmanlık aşılandığını” öne süren Pastör Papaz Başaran, Türkiye'deki Hıristiyan din adamlarına geçmişte yapılan bazı saldırıları örnek gösteriyordu. Başaran Gavurcuğu: "Kur'an kurslarında doğru eğitim verilmediği için, Batı'ya ve Hıristiyanlığa karşı şüphe yaşanıyor" iddiasını ortaya atıyordu. Böylece Haçlı AB’ye sahip çıkıyor ve AB’ye üyelik girişimlerini destekliyordu. Sözde AB karşıtı ulusalcıların bu Papaz kafalı sendikacılara arka çıkması ise dikkat çekiyordu.

KKTC'de Dini Bilgiler Kursları'na yapılan müdahaleleri 'baskın' olarak değerlendirmeyen Papaz Kemal Başaran, "Baskın yaptılar da ne yaptılar, ellerindeki sopalarla birilerinin kafasını mı kırdılar?” diyerek tam bir gâvurluk sergiliyordu. Devletin Sünni İslam'a ayrıcalık tanıdığını öne süren Kıbrıs Türkü ve Protestan Pastörü, "Kurslar, Sünni olmayan kişilerden tarafından denetlenmeli. Ben öğretmenlerin denetlemesini destekliyorum” diyordu.

Türkiye'den gelenler de Hıristiyan oluyordu!

Aileleri, 'Çocuklarımız dinlerini öğrenmek istiyor' diyerek onları kurslara göndermekle eleştiren Kıbrıs türkü Hıristiyan Papaz Kemal Başaran, "Zavallı yavruların yaz tatillerini din dersi almakla geçirme arzusunda olduklarına inanmıyorum” deyip kendi ailesinden örnek veriyordu: "Bütün Kıbrıslı Türkler gibi Müslüman'dık. Benim annem babam da Müslümandı, güya Müslümandı. Çünkü İslam'ın beş şartı var, benim annem babam o beş şartın hiçbirini yerine getirmedi. Bugün Kıbrıs Türkleri 'yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir halk.' İslam'ın şartı beş ise halk yüzde bir Müslümandır. Bu insanların yüzde biri bile camiye gitmiyor. 'Biz Müslümanız Evelallah' düşüncesine sahip ama hakikatte belki Fatiha bile okuyamayan, ezan sesi duyup da tınmayan insanlardı annem babam." 20 yaşında Protestanlığı seçtiğini belirten Başaran'a göre KKTC'de Hıristiyan olanlar arasında Kıbrıslı Türklerin yanı sıra Türkiye ve Bulgaristan'dan gelen Türkler de bulunuyordu.

KKTC Hükümeti, Kur’an Kursu sorununa el atmıştı: Çözüm kurumsallaşmadır,

Sendikalar halt ediyordu!

KKTC Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Nazım Çavuşoğlu her yaz baskınlarla gündeme gelen Dini Bilgiler Kurslarını kurumsallaştırarak bu sıkıntıyı halledeceklerini söyledi. Toplumun her kesiminden destek istediklerini belirten Çavuşoğlu, "Kurumsallaşmaya doğru çıktığımız bu yolda herkesin bizi anlamasını bekliyoruz ve ne yaptığımızın bilinmesini istiyoruz. Kimse buna takoz koymaya çalışmasın, çünkü bu yapılmadığı takdirde insanlarımız farklı noktalardan bu eğitimi almaya çalıyor, işte asıl tehlike oradadır” diyordu. KKTC'de yaz tatilinin başlamasıyla gündeme gelen ve her yıl olduğu gibi bu yıl da baskınlarla kamuoyu oluşturan dini bilgiler kurslarına hükümet ve bakanlık tarafından sahip çıkılıyordu. Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Nazım Çavuşoğlu, kurslar konusunda yaşanan sıkıntıları çözmek için toplumsal mutabakat amaçladıklarını belirterek hükümet olarak bu sorunu, tarafları memnun ederek çözeceklerini belirtiyordu.

Eğitmenler ilahiyat mezunu ve pedagojik formasyonlu

Kurslarda eğitmenlik yapan öğretmenlerin tamamen liyakat sahibi olduğunu vurgulayan Bakan Çavuşoğlu, öğretmenleri üç günlük hizmet içi eğitimle hazırladıklarını ve kurs müfredatını doktoralı görevlilerle birlikte oluşturduklarını hatırlatıp, Kurslardaki eğitimin tamamen uzman kişilerce verildiğini, öğretmenlerin ilahiyat mezunu ve pedagojik formasyonlu kimselerden seçildiğini belirtiyordu. Çavuşoğlu, hazırlanan müfredatın şuanda okullardaki öğrencilerin ihtiyacını karşılayacak şekilde olduğunu da vurguluyordu.

Sendikaların kursları engellemeye hakları yoktu

Sendikaların görüşlerini ortaya koymaya haklarının olduğu gibi yasal çerçevede eylem yapma haklarının da olduğunu belirten Çavuşoğlu, ancak sendikaların sınırlarını çiğneyerek kursların devamını engellemeye haklarının bulunmadığını belirtiyordu.

Çözüm için toplumsal mutabakat aranıyordu

Kurumsallaşma çerçevesinde belli bir noktaya gelindiğini hatırlatan KKTC Gençlik Bakanının: "Geldiğimiz nokta şu anda kursların kurduğumuz sistem içinde devam etmesi. İlahiyat mezunu pedagojili hocalarla eğitime devam edilmesi yönündeki tavrımız devam edecek. Hükümet ve bakanlık olarak bu sorunun ortadan kalkması için toplumsal mutabakatı hedefledik. Bizim buradaki gayretimizin amacı bunun her yıl gündem yapmaktan kurtarmak, istikrarlı bir şekilde düzene getirip sağlıklı bir şekilde kursların devamını sağlamaktır. Bu çerçevede bazı şahıslar kasıtlı ve kışkırtıcı fikirler öne sürüyorlar, bazıları karşıdır, bazıları taraftır, ama bu sıkıntıları aşacağız” açıklaması olumlu bulunuyordu.

Çünkü toplumun talepleri konusunda kursların Milli Eğitim Bakanlığı'nca denetlenerek halka hizmet vermesi gerekiyordu. Müslüman halkın talebini karşılamak zaten yasal ve anayasal olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın görevi oluyordu.

KKTC'de sendikalar iyice azıtıyordu

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bir okuldaki Kuran kursunu basan eğitim sendikası ve derneği yetkilileri, bir başka Kuran kursu daha basıyordu.

Sendika üyelerinin, Gönendere'de bir Kuran kursuna baskın düzenledikleri, öğretmen ve öğrencileri dışarı çıkardıkları anlaşılıyordu.

Yaz tatilinin başlamasıyla beraber çocuklarının dini eğitim almasını isteyen velilerin talebi üzerine harekete geçen KKTC Milli Eğitim Bakanlığı ve KKTC Din İşleri Dairesi, yaz kuran kurslarının okullarda verilmesini kararlaştırıyordu. Ancak Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), sendika üyeleriyle kursları basarak eğitime engel olmaya çalışıyordu.

KKTC Eğitim Bakanı; “Kur'an Kurslarına baskın bir daha yaşanmayacak” teminatını veriyordu

KKTC Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Nazım Çavuşoğlu, sendikaların Kur'an kurslarına yaptığı baskınlara sert tepki göstererek: Kişilerin inanç özgürlüğünü sonuna kadar koruyacaklarını belirtiyor ve bir daha baskınların yaşanmayacağı teminatını veriyordu.

Çavuşoğlu, sendikaların siyasete bulaşmalarına ve kamuoyunda manipülasyonlar yapmalarına sonuna kadar karşı duracaklarını ifade ederken KTÖS Başkanı Güven Varoğlu'nun, "Kıbrıslı Türkleri Müslümanlaştırma politikası güdülüyor. Geçmişte Türkleştirme konusunda aynısı yapıldı” sözlerine de "Buradan Sayın Varoğlu'na söylüyorum, buradaki halk Türk'tür ve Müslüman'dır. Biz de Türk'üz ve Müslüman'ız” karşılığını veriyordu.

Geçmiş hükümetlerin ve AKP’nin gaflet politikası meyvesini veriyor, KKTC’de ekonomi ve siyaset batıyordu!

“KKTC, malum, henüz başka ülkeler tarafından tanınmaması sebebiyle doğru dürüst bir gelir kaynağı olmadığı için, ağırlıklı olarak Türkiye'den gönderilen yardımlarla ayakta duran bir ülke konumundaydı.

Türkiye'de ortalama memur maaşları 1.300-2.000 TL düzeyinde iken, KKTC'de 2.500-5.000 TL aralığındaydı.

Türkiye ve KKTC resmi kaynaklarından derlenen bazı rakamlar şunlardı:

KKTC'nin nüfusu 265 bin kişiye, Adadaki taşıt sayısı 245 bine ulaşıyordu. Nerdeyse kişi başına bir araç düşüyordu.

100 milyon nüfuslu Japonya'da 5 bin makam aracı varken, KKTC'deki resmi araç sayısı 2.400'ü aşıyordu.

Akaryakıt fiyatları aşağı-yukarı bizdekinin yarısı kadarına satılıyordu.

Adada asgari ücret net 1.237 lira ama ortalama aylıklar 2 bin liranın üzerinde bulunuyordu. Adadaki bütün ücretlilere bir de ikramiye niyetine 13. maaş ek hakları veriliyordu.

Bazılarının 10-15 sene çalışarak emekli olduğu ifade edilen toplam 37 bin emeklinin olduğu Adada, kamu emeklilerinin maaşları 2-3 bin liradan başlayıp, 5 hatta 6 bin liralara tırmanıyordu. Emekli olunurken alınan ikramiye rakamları ise Türkiye ile mukayese edildiğinde, dudak uçuklatacak cinsten: Bizde devletten emekli olanların ikramiye miktarları 25-70 bin lira arasında iken, KKTC'de kamu emeklilerinin ikramiyeleri 200 bin lira ile 2 milyon lira arasında değişiyordu.

Haftalık çalışma saatleri kışın 40, yaz aylarında ise 35 saati geçmiyordu.

Adada devletten maaş alanların sayısı 70 bin civarında tahmin ediliyordu.

Türkiye'de 15 milyon öğrenciye karşılık 600 bin öğretmen varken, KKTC'de 36 bin öğrenci için 6 bin öğretmen mevcuttu. Yani 6 öğrenciye bir öğretmen düşüyordu. (KKTC öğrencileri, üniversiteye giriş ikinci aşama sınavlarında, Şırnak'ın ardından 82. olmuştu!”

Adanın var olan ekonomisi 10 kadar ailenin denetiminde idi ve birbirlerine rakip gibi gözüken bu aileler, aynı Rotary, Lions ve İnner Wheel kuruluşlarında birlikte hareket ediyordu!

KKTC'lilerin Türkiye'den gelenlere karşı davranışları, hiçte insaflı ve insancıl görülmüyordu.

Son olarak açılan Kur'un kurslarına yönelik bazı öğretmenlerin saldırıları ile Türkiye gündemine gelen adada, bazı şeylerin değişmesi için, biraz da Türkiye'nin zoruyla, ekonomik tedbirler için düğmeye basılması gerekiyordu.

KKTC, İflasın eşiğinde bir devlet görüntüsü veriyordu

KKTC'de yürekler acısı olan sadece ekonomi değil, siyasi sistem de batıyordu Ekonomide dönen paranın çoğu elinden geçtiği için politika bir dağıtım ve bölüştürme merkezine dönüşüyordu. Rüşvet ve yolsuzluk kol geziyor, bazı istisnalar dışında halk kolaya alıştığı için bu müflis sistemi destekliyor, durum feci olmasına rağmen reform talebinde bulunmuyordu. "Toplum halinden memnun toparlanma ihtiyacı duymuyordu."

Siyasetin iş yapıcı kolu olan bürokrasinin durumu da endişe veriyordu. Çoğu pis ve bakımsız olan devlet dairelerinde iş bilmeme, bilgisizlik, disiplinsizlik hüküm sürüyordu. "Bakanlıklar çalışmama üzerine kurulmuş" diyen eski bir bakan her şeyi özetliyordu. Siyasi partiler durumu ters çevirecek entelektüel altyapı ve yetenekten yoksundu. Hiçbirinin dişe dokunur ekonomik programı, gelecek için vizyonu yoktu. "Siyasetçi çözüm üretmiyor. Bundan dolayı herkes neye sahipse onu korumaya çalışıyor. Kamu çalışanları, emekliler maaşına sarılıyor. Sendikalar ele geçirdikleri yasal yetkilere sarılıyor. Turizm tesisleri kumar lisanslarına sarılıyor. İşadamlarının bir kısmı ya ithalatta tek, ya tek bayi. Onlar da bu durumlarına sığınıyorlar. Başka aktörleri devre dışı bırakmaya çalışıyorlar.

"Sendika yöneticileri, siyasetçiler, imtiyaz üzerine iş kurmuş işadamları bu sistem değişmesin diye engelliyorlar desteklemek yerine. Üstü kapalı mutabakat var KKTC'de: Türkiye'den daha fazla para nasıl alınır. Başka hiçbir konuda mutabakat yok" diyenlere maalesef hak vermek gerekiyordu.

Aydınlık ise bu olayı: “AKP tehditle, okullarda Kur’an Kursları açtırıyor” diye çarpıtıyordu

Türkiye'de Türk ile Kürdü ayırmaya çalışan AKP'nin son birkaç aydır Kuzey Kıbrıs'ta "Kıbrıs Türkü" ile "Türkiye Türkü"nü ayırmaya çalışan girişimleri şaşkınlık ve tedirginlikle izleniyor” şeklinde çarpıtıyor ve “Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), kuran kursu veren okulları işgal ederek, “Kuzey Kıbrıs Milli eğitiminin laik bir eğitim sistemi olduğunu açıklayarak, okulların Kur’an Kursu için kullanılmasına izin vermeyeceklerini belirtiyor” diyerek, Kıbrıs Türkünün İslam’dan uzaklaşmasına ve Hıristiyanlaşmasına dolaylı destek veriyordu. Sanki AKP değil de CHP veya DP Kıbrıs’a Kur’an Kursu açsa buna sahip çıkacaklarmış gibi sahte bir tavır takınılıyordu.

Bazı duyarlı Müslüman konuşmacıların vurguladığı 'Din eğitiminin Rum Kesimi'ndeki gibi serbest bırakılmasını' arzulamalarını, en azından KKTC’deki kiliseler ve havralar kadar Kur’an Kurslarına da müsamahalı davranılmasını bile Aydınlıkçılar içine sindiremiyordu.

Aydınlık: “Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemde, KTÖS Başkanı Güven Varoğlu, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ile KTOEÖS Başkanı Adnan Eraslan’ın: “Kuran kurslarının ülkede ayrımcılık ve ayrılıkçı bir ortam yarattığı, insanların çatışma durumuna hazırlandığı, Türkiye hükümetlerinin Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs'ta azınlık durumuna düşürmeye çalıştığı” iddialarını haklı bulması ise bizleri şaşırtmıyordu. Çünkü bunların ulusalcılıktan, aydınlanmacılıktan anladıkları şeyin İslam’a düşmanlık olduğu tarafımızdan biliniyordu.

Aydınlık’ın: “Bu müdahaleler sonucunda ortaya çıkan sosyal tablo oldukça tehlikeli. Kıbrıslı Türk'ü Türkiyeliye karşı ve Türkiyeliyi de Kıbrıs Türk'üne karşı konumlandırılınca; Kıbrıs Türk'ünün tepkisi Türkiye'ye dönüyor, AKP'ye değil. Bu haliyle de sokaktaki sendikal hareket her an bir bir turuncu devrime dönüşme tehlikesi taşıyor. 'İşgalci Türkiye' sesi çok yakında Türk Ordusunun kışlaları önüne gelirse kimse şaşırmasın. Belki bu da Ergenekon komplosunun bir parçası olarak çoktan planlanmıştır. Çünkü Türk Ordusu'nun belinin Kuzey Kıbrıs'tan kırılması gerektiğini çok iyi biliyorlar!”[1] yorumu ise, “Kıbrıs Türk’ü Kur’an’ı öğrenmek ve İslami bilince erişmektense, Rum gâvuruna köleleşmeyi tercih etmektedir. Hatta bunu engelleyen Türk ordusunun, “işgalci asker defolsun” diye adayı terk etmesini bile isteyebilir ve bunun suçlusu da Kur’an kursunu ve İslami şuuru verenlerdir” küstahlığının dolambaçlı anlatımı oluyordu.

Şimdi insaf ve izanla söyleyecek olursak; Aydınlıkçı geçinen bu karanlık kafalar, bu dinsiz Masonluğa gönüllü kalfalar bulundukça, bütün akrepliklerine rağmen bu halkın niye AKP’yi desteklediği de ortaya çıkıyordu.

Bir zamanlar Kur’an’dan derlediği bazı ayet mealleriyle dindarlık taslayan Rauf Denktaş, acaba şimdi kimin tarafındaydı? Kur’an Kurslarının mı, yoksa din düşmanı sendikacıların mı?

Kökü dışarıda fesat yuvaları olduğu için Atatürk’ün kapattığı mel’un Mason Localarının alt kurumları olan LİONS VE ROTARY KULÜPLERİNİN, KKTC’nin en kıymetli yerlerinde ve şatovari en görkemli köşklerde faaliyet yapmasına, “Kıbrıs Türk’ünü” Hıristiyanlaştırma çabalarına ve en mümbit ve stratejik bölgelere siteler ve semtler kuran Yahudilerin havralarına ve Kabala safsatalarını yaymalarına sesini çıkarmayan bu aslı ve astarı karanlık takımının, Kur’an Kurslarına ve İslami kurallara şeytan gibi tepkili olmalarının altında ne yatmaktaydı?

Bu gâvur âşıklarının, Kıbrıs’a yerleştirilen ve kendilerinin de varlık ve bağımsızlık sigortası haline getirilen “ANADOLU TÜRKÜNDEN” artık gizlenemeyen bir nefret ve husumetle bahsetmeleri, yoksa İslam kaynaklı mıydı? Yıllardır Rum gâvurlarının ve Yunan tarafının dile getirdiği, “Anadolu Türklerinin geri gönderilmesi” tezine şimdi “Kıbrıs Türkleri”nin de böylece bir nevi destek vermesi, bunların sadece imanından değil, kanından da şüphe edilmesi sonucunu doğuracaktı.

Ama şunu Rum gâvurları da, Kur’an ve İslam düşmanı soysuzlar da iyice bilsinler ki, Kıbrıs onların hatırı ve keyfi için değil, Türkiye’nin Akdeniz’deki son kalesi olduğu için savunulup sahip çıkılmıştı ve sonsuza kadar böyle kalacaktı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates