Haberler

Münafıklar Beyinsizlerin Tâ Kendileridir

Münafıklar, mü'minlere "sefihlik" nisbet ettiler. Kendileri, rüşd (akıl ve erdemlikten), ciddiyet, vekâr ve kemâlden (olgunluktan) gayet uzak oldukları halde, iman ehline sefihlik (beyinsiz ve akılsızlığı) nisbet ettiler. Halbuki kendi zihin meşgu¬liyetinden sefihliğin doruk noktasında olup, gabavetin (ahmaklığın) içine dalmışlardır. Kötü amelleri onlara süslü görünmüş ve ahmaklıklarından dolayı münafıklık onlara güzel göründü. Zîrâ kim ki, dalâleti hidâyet sanırsa, hiç şüphesiz (dalâlette olup, asıl) hidâyeti de dalâlet sanır.

Münafıkların, mü'minlere sefihler demelerinin bir başka sebebi de, mü'minleri hakîr görmelerindendir. Çünkü mü'minlerin çoğu fakir kimselerdi. Mü'minlerin içinde Suhayb (r.a.) ve Hazreti Bilâl (r.a.) gibi köle olanlar da vardı. İman edenlerden murad, Abdullah bin Selâm ve benzerlerinin olmasından dolayı tasalanıp, şikâyet yoluyla mü'minlere sefihler dediler.

Eğer sen münafıkların, iman ve mü'minler için;
"Ya! Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" Demelerine rağmen kendilerine münafık denilmesi nasıl sahih olur? Dersen cevaben deriz ki: Bu konuda bir çok söz ve görüş vardır.
Birincisi: Allah kendilerine lanet etsin münafıklar, nifaklığı kendi nefislerinde konuşuyorlardı; dilleriyle iman etmediklerini söylemiyorlardı. Lâkin Cenâb-ı Allah onların gizlilik perdelerini yırttı. Onların sırlarını açıkladı. Düşmanlıklarını cezalandırdı.

Münafıkların bu halleri, (kalblerinde gizledikleri şeylerin Allah tarafından izhâr edilmesi) ihlas ehlinin içinde gizlediği güzel sözlerinin Allah tarafından izhâr edilmesi gibidir. Velayetlerinden
dolayı her ne kadar dilleriyle konuşmasalar bile... Cenâb-ı Allah, şöyle buyurdu:
"Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar,7 Miskine, yetime, esire seve seve yemek yedirirler.8 "Size ancak Allah için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz, ne de bir teşekkür; *(1/59)
Bu güzel düşünceler, mü'minlerin kalbindeydi. Allah onlara şeref bahşetmek ve hallerini (bir numûne-i İmtisâl-örnek olması) için izhâr etti. Bu Teysir sahibinin sözüdür.

İkincisi: Münafıklar, bu sözleri kendi aralarında söylüyorlardı, mü'minlerin yanında söylemiyorlardı. Onların söylediklerini. Allah, Peygamberi (s.a.v.) Hazretlerine haber verirdi. Mü'minler de bunu bu şekilde öğreniyordu. Bu Bağâvfnin sözüdür.**

Üçüncüsü: Ebu's-Suûd Efendi'nin "İrşâdü Akl-ı Selim ilâ mezâyâ'1-Kur'ân-ı Kerim" tefsirindeki sözüdür. Ebu's-Suûd Efendi buyurdular: Eğer bu sözler, münafıklardan sadır olmuş ve münafıklar bu sözleri, mü'minlerden kendilerine nasihat edenlerin huzurunda söylenmişler ise; mü'minlerin nasihatlerine karşı cevab olarak söylenmiştir. Lâkin bu sözler, onların aşikâr olmalarını yani herkes tarafından bilinip tanınmalarını ve münafık olmamalarını gerektirmez.*** Çünkü sözler, onlara hoş gelen küfürden bir parça olduğu ve derin nifaktan yani münafıklıktan bir bölümdür. Tefsirinde zikredüdiği gibi... Böyle bir konuşmanın şerre ihtimali vardır. İmanı iddia manâsı olduğu için hayra da ihtimali vardır. Yani bu sözlerde, insanların (mü'minlerin) imanı gibi, onların da imanı iddia ettiği manası çıkar.

Onların kendisine ihtimam edip önem verdikleri nifakı, inkâr izlemini verip; "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" yani, onlar bu sözlerine şöyle manâ veriyorlardı: "Biz beyinsizlerin, mecnunların, delilerin ve imanlarında itidal olmayanların yani iman etseler de iman etmeselerde, insanların imanları gibi imanlarında bir itidal bulunmayanların imanları gibi mi inanacağız? Biz Adam gibi iman ederiz. Bizim imanımız tamdır. Biz beyinsiz ve deliler gibi değiliz." Hatta münafıklar, sağda solda bunu mü'minlere emrediyorlardı. Kendilerine nasihat eden mü'minlere de ikinci kere istihza ediyorlardı. Burada mü'minleri, beyinsiz ve deli yerine koydukları gibi asıl niyetlerini gizleyerek mü'minleri aldatmak için çok masum ve çok ihlaslı görünmeye çalışıyorlardı. Onlar, mü'minlere son manâyı (yani hayır tarafina ihtimali olan manâyı) murad ettiklerini söylüyorlardı; hakikatte ise ilk manâyı, yani mü'minleri beyinsiz insanlar yerine koyan, iman etmeyi kabul etmeyen manâyı murad ediyorlardı. Allahü Teâlâ hazretleri, münafıkların kendilerini temize çıkartmaktaki görüşlerini reddederek şöyle buyurdu: "İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler" Onların kendileri sefihtirler. Kendilerinde "sefih hastalığı" olduğundan üzerlerinde olanları tam kavrayamıyorlar.

Mü'minler ise, iman ve ihlasları ile sefîhlikten yani beyinsiz¬likten kaçıp kurduldular. İlim ve hakka daldılar. Onlar hakikat üzerinde olan âlimlerdir. Ve onlar, tarikatta müstakimdirler yani doğru yoldadırlar.
Bu (âyeti kerime) münafıklara hem red cevabı ve hem onların durumlarını, aşırılıklarını, cehalette mübalağa edip çok ileri gitmelerinin beyanıdır. Çünkü câhil kişi, vak'a (yani normalin) hilâfına büyük bir cehalete kapılması, en büyük dalâlet ve cehalet olarak bilinen durumun en son durağı ve cehaleti tamam olması¬dır. Tavakkuf edip cehaletini itiraf eden kişi; umulur ki, özür diler ve böylece kendisine korkutmalar ve âyetler fayda verir.****

---------------------------------------------------
*El-lnsan: 76/7,8,9
**İmam Ebi Muhammed el-Hüseyin bin Mesûd el-Ferrâ el-Bağavî, Meâlim-i Tenzîl, c. 1, s. 23, Darül-kutubi'l-l!miyye-Beyrut-1414
***Şeyhül-lslâm Ebû Suûd Efendi, İrşâdü Akl-ı Selim ilâ mezâyâ'I-Kur'ân-ı I-Kerim, c. 1, s. 44-45. Dârül-lhyâ-ü't-Türâsi'1-Arabî- 1414-Beyrut
****İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 1/239-241.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates