Haberler

Eksen Kayması Yok Tayyip Şov Var!

Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışı sonrası tüm gelişmeler alt alta konulduğunda ister istemez bir “eksen kayması” var izlenimi ortaya çıkıyor.

O halde öncelikle “eksen” denilen şeyin ne olduğunu belirlememiz gerekir.

Türkiye’nin dış politika ekseni, Atatürk’ün ölümünden bu yana kendi ekseni değil, Batının eksenidir.

Bunu basit bir geometrik şekille ifade edersek, kendi ekseni etrafında politika yürüten bir ülke, aynı zamanda “merkez”dir.


Ama başkasının -yani Batının- eksenini kendi ekseniniz yapmışsanız, Avrupa’dan ya da ABD’den çizeceğiniz bir dairede sadece “yörünge” olabilirsiniz, yani “uydu” olursunuz.

Bizim gibi bağımsızlığını yitirmiş ve Batıya ekonomik, siyasi ve askeri açıdan bağlanmış ülkeler başka merkezlerin uydusu olurlar. Türkiye’nin durumu da Atatürk sonrası için budur.

Eksen kayması ile tartışılan ise farkındaysanız eğer eksenin değişmesidir ama o eksenin kaydığı coğrafya Batıdan Şeriata doğrudur, yani Türkiye’ye ya da Türklüğe doğru değildir.

Bu açıdan baktığımızda eğer bir eksen kayması varsa bile bu kayma sadece yörünge değiştirmek anlamına gelir ama uyduluk pozisyonu değişmez.

Tayyip antiemperyalist mi oldu?

Peki AKP açısından bu şekilde bir eksen kayması söz konusu mu?

Bu soruya öncelikle AKP’lilerin cevap vermesi gerekir. Ama onlar verdikleri cevapta bu eksen kaymasını kabul etmiyorlar.

O halde eksen kayması var diye Tayyip’e antiemperyalist rolü biçmeye kalkışan avanakların bizlerden önce Tayyip Erdoğan’ı ikna etmeleri gerekir!

Oysa ki Tayyip ve yandaşları, buna Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden Abdullah Gül’ü de dahil edelim, asla Batıdan kopmadıklarını ve kopmayacaklarını söylüyorlar. Bunun anlamı açıktır; Tayyip Erdoğan’ın politik kıvırmaları onun Batı ekseninden koptuğu anlamına gelmez.

Batı ekseninden kopacak bir AKP’nin dışişleri ekseni ise “stratejik derinlik” uzmanı bir Şeriatçı militan tarafından yürütülüyor.

Şimdi AKP’nin dışişleri stratejisine hayran olan bu “derinlik sarhoşları” öncelikle dışişleri stratejisinin bir “derinlik”ten ziyade “netlik”e ihtiyacı olması gerektiğini bilmeliler.

Peki AKP’nin bir stratejik netliği var mı?

Mesela AKP, net bir şekilde aniemperyalist mi?

Bu soruya Tayyip Erdoğan’ların ve yandaşlarının cevabı “haşa” olur.

Onlar emperyalizmden Allah’tan çok korkarlar.

Allah’a 5 vakit, emperyalizme 55 vakit secde ederler.

Peki Tayyip Erdoğan’lar strateji olarak “Bağımsız Türkiye” diyebiliyorlar mı?

Elbette hayır!

“Bağımsızlık ve özgürlük” Atatürk’ün karakteriydi, Tayyip’lerinse en büyük korkusudur!

Bunlar bağımsızlıktan ve özgürlükten şeytandan çok korkarlar!

O nedenle ne kadar bağımsızlık ve özgürlük yanlısı varsa, şeytan taşlar gibi taşlarlar...

Oryantal mi striptiz mi?

O halde Tayyip Erdoğan’lar Allah katına çıkarttıkları emperyalizmden kopamayacakları gibi şeytan gibi gördükleri bağımsızlıktan da o kadar uzak dururlar.

Bunun anlamı nedir peki?

Bunun anlamı politikada strateji belirlemek değil kıvırtmaktır.

Bunu Arapların oryantal dansına da benzetebiliriz Amerikalıların striptizine.

Ama Tayyip’ten asla bir Ege zeybeği, bir Karadeniz horonu beklemeyin.

O bağımsızlığa folklorda bile karşıdır.

Arapların oryantalinde de Amerikalıların striptizinde de bir gösteri vardır bir de dansöz. Bunlar maharetlerini sunar ve izleyen herkesi memnun etmeye çalışırlar.

Bu işleri sırasında kimi zaman birinin önünde durdularsa birine de arkalarını dönmüşlerdir.

Yani ortada bir eksen kayması değil dansözün yer değiştirmesi vardır.

Bizim Tayyip’lerin kıvırtması da ancak böyle bir değişikliği gösterir.

Kışkırtıcılık, provokatörlük, ajan provokatörlük

Politikaya geldiğimizde ise bu son derece tehlikeli bir danstır. Çünkü dansettiğiniz güçler aynı zamanda sizi oynatan güçlerdir.

Bu bakımdan Tayyip Erdoğan’ın geliştirdiği son dönem politikalar bir dansözünkünden ya da striptizcininkinden çok daha kışkırtıcıdır!

Burada iki tür kışkırtıcılık vardır.

Bir taraftan Batıya nefretle büyüttükleri kendi tabanlarını galeyana getirme anlamında bir kışkırtıcılık söz konusudur.

Nitekim Türkiye’de adeta bir “gaza” havası hakim kılınmıştır.

Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu, Kudüs’ü almaktan bahsetmektedir!

Bu bin yıl öncesinin “Haçlı” döneminin saflaşmalarını kışkırtmak demektir.

Türkiye’de şehitlerin cenaze namazını yasaklayan ve camilerin önüne polis kordonu koyup vatandaşı camiye sokmayan bir iktidar şimdi kalkıp Kudüs’te namaz kılmaktan bahsediyor!

Buyrun cenaze namazına derler adama!

Gerçekten de kışkırtılan ikinci kesim, Siyonist, Türk düşmanı, köktenci Hıristiyan kesimlerdir.

Bu kesimlerin bin yıllık Türk düşmanlığı yeniden kışkırtılmakta ve Türkiye kendi düşmanını şişeden çıkartmaktadır.

Komşularla “sıfır problem” stratejisi Türkiye’yi aynı anda dünyanın 72 milletiyle problemli hale getirmiştir.

Peki ne için?

Gazze için mi?

İyi de Tayyip Erdoğan’lar Filistin Devlet Başkanı’nı bile tanımıyorlar ki!

Onlar sadece Hamas’ı tanıyorlar!

Bugün Filistin’deki Hamas bile Kudüs’ü almaktan söz etmezken Tayyip Erdoğan Kudüs’ü almaktan bahsediyor!

Kışkırtıcılığın, provokasyonun daha ilerisi olabilir mi?

Peki kışkırtıcının rolü ve amacı ne?

Birinci tür kışkırtıcı ya da provokatör, saf, heyecanlı, deneyimsiz kişilerden çıkar...

Ama bazıları ise özellikle o iş için, provokasyon için yetiştirilmiştir ki onlara “ajan provokatör” denir.

Şimdi burada Tayyip Erdoğan mı yoksa Davutoğlu mu ajan provokatörlük yapıyor diye sormalıyız kendi kendimize?

Türkiye’yi bir hiç uğruna savaşın eşiğine getirecek bu adımın bir tek İsrail’in, ABD’nin işine geleceği bu kadar açıkken.

Bir savaşta Türkiye’ye belki nükleer saldırı olacakken...

Türkiye’de bir Kürt ayaklanması planlanırken...

ABD, Kuzey Irak’ta en büyük hava üssünü kurmuşken...

Bu yapılan ajan provokatörlük değilse nedir?

Enver Paşalık Tayyip’e, Vahdettinlik Klıçdaroğlu’na!

Mustafa Kemal tavrı “emperyalizme karşı savaş” tavrıdır.

Ama bu savaş “bağımsızlık ve özgürlük” için verilir.

Tayyip Erdoğan’ların ise Türkiye’nin bağımsızlığını geçtik Türkiye gibi bile bir dertleri yok.

PKK’yla savaşmak yerine onu affetmeyi temel strateji yapan AKP neden birden şahin kesildi?

Hani bunlar güvercindi?

PKK’ya ülkeyi teslim etmenin ilk yolu Habur’u açmak ve teröristleri içeri sokmaktı. Ama bu yeterli bir adım değildi ve ulusal bir infial yarattı.

O halde Tayyip Erdoğan’lar PKK’yı içeri sokmanın daha emin bir yolunu bulmalılar. Bu yol Türkiye’yi bir savaşa sokmak ve PKK’yı ABD ordusuyla birlikte Habur’dan içeri almaktır.

Savaş çıkar ve ABD tıpkı Irak’ta yaptığını yapar.

Güneydoğu’ya girer, Kürtleri koruma bahanesini kullanır ve Türkiye bunu göğüsleyip ABD ile savaşmayı göze alamaz.

Teslim olur.

Peki teslim olacak iktidar kim olacak?

Birinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokanlar İttihatçılardı, Türkiye’ye savaşı kaybettirip kaçtılar.

Teslim anlaşmasını imzalamak, yani Mondros’u imzalamak İtilafçılara kaldı!

İttihatçılığa düşman Tayyip Erdoğan tam da İtttihatçılar gibi davranıyor ve Türkiye’nin işgalinin önünü açıyor.

Nasıl olsa çekip gidecek...

Ya sonra gelecek hükümet?

ABD o hükümeti bile şimdiden ayarladı, imzayı seve seve basacak, direnmeyecek, ulusal hassasiyeti olmayacak bir uysal imzacıya ihtiyaç var.

O isim Kılıçdaroğlu’dur ve Türkiye’nin Gandi’si denilen adamın yüz hatlarına bakarsanız daha çok Vahdettin’e benzediğini göreceksiniz...

Bandırma

Savaş tarihinin taşları yeniden döşenirken, Alman gemisiyle kaçan Enver Paşa mı, İngiliz gemisiyle kaçan Vahdettin mi, yoksa Bandırma gemisiyle Samsun’a çıkan Mustafa Kemal mi olacağız?

İşte Türk’ün imtihanı budur:

İşbirlikçilik mi ulusalcılık mı...

Bu imtihanda ulusal güçler elbette oyunun tüm aktörlerinin dansözlerden ve striptizcilerden oluşmadığını gösterecektir.

Bizim davamız ulusal birliği korumak, ulusal sınırları korumak ve Türk ulus devletini ayakta tutmaktır.

Bu devleti ayakta tutmak için de tıpkı Mustafa Kemal gibi “bağımsızlık ve özgürlük” için “emperyalizme karşı” savaşılacaksa....

Ulusal Parti bunun için vardır...

Geleceğe 30 Ağustos 1918’den değil 19 Mayıs 1919’dan bakıyoruz...

Aradaki 1 yıl rüzgarın bazı gemilerin yelkenlerini şişireceği muhakkaktır.

Ama 1 yıl sonrasında yüzecek ve sığınılacak tek geminin Bandırma olduğu görülecektir.

O halde asılalım küreklere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates