Haberler

PKK'nın Kaleleri Yıkılıyor (mu)?

Son günlerde Avrupa ülkelerinde PKK ve diğer taşeron örgütlerine yapılan operasyonlar ne anlama geliyor? Örgüt tükenme noktasına mı geldi.

 PKK, 1984 yılında kurulduktan hemen kısa bir süre sonra, iç ve dış kaynak ortamını tesis ederek faaliyetlerine destek bulabilmiş bir terör örgütüdür. 30 binin üzerindeki insanımızın ölümüne ve 300 milyar doları bulan ekonomik kayba sebebiyet vererek günümüze kadar gelebilen bu terör örgütünün, ayakta kalabilmek için ihtiyaç duyduğu finans kaynaklarının önemli bir bölümünü dış bağlantılarla sağladığı bilinmektedir.
[1]

Terörle mücadelenin nihai zaferine ulaşması için atılması gereken en önemli adımlardan biri kuşkusuz ki, örgütün kaynaklarını kısıtlayarak örgütü yalnızlaştırmak ve örgüte fayda sağlayan dişlileri işlevsizleştirmektir. Terör örgütünün kaynakları dendiğinde örgütün kendisine taban olarak gördüğü insan topluluklarıyla birlikte, örgüte destek veren ya da faaliyetlerine göz yuman ülkelerdeki organizasyonları birlikte düşünülmelidir. PKK terör örgütü de, ekonomik faaliyetlerini Avrupa ülkelerindeki ve Türkiye’nin sınır komşusu olan ülkelerdeki yasadışı işlemlerle yürütmektedir. Uyuşturucu ve insan (mülteci) kaçakçılığı başta olmak üzere daha pek çok yasadışı faaliyet, Türkiye dışındaki ülkelerde PKK terör örgütüne yakın pek çok farklı organ tarafından yönlendirilmekte ve örgüte para akışı sağlanmaktadır.

2 Mayıs 2002 tarihli kararla PKK’yı terör örgütleri listesine alan Avrupa Birliği ve üye ülkeleri, hukuksal olarak PKK’yı terör örgütü addetseler de uygulamada örgütün faaliyet ve bağlantılarını zorlayacak hamlelerden çoğunlukla kaçınmıştır. Son dönemlerde İtalya, Almanya, Hollanda ve Belçika’nın PKK ve ilişkili olduğu organlara yönelik operasyonları bu bağlamda düşünüldüğünde büyük önem arz etmektedir.

Mart ayının ilk haftasında Fransa’da 9, İtalya’da 11 PKK’lı teröristin gözaltına alınmasıyla başlayan operasyonların kısa bir süre sonrasında; Belçika’da 4 Mart 2010 tarihli operasyonlar çerçevesinde 22 örgüt üyesinin gözaltına alınması, örgütün üstdüzey Avrupa yöneticilerinden kapatılan DEP’in eski milletvekilleri Remzi Kartal ve Zübeyr Aydar dahil 8’inin mahkemede tutuklanması, örgüte ait 200 bin Euro’ya el konulması ve örgüte yakınlığıyla bilinen yayın organlarından Roj Tv ve Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu 25 noktaya düzenlenen baskınlar bugüne kadar Avrupa’da PKK’ya yönelik yapılan operasyonlar içerisinde örgütün finansal, diplomatik ve propaganda faaliyetlerini aynı anda tahrip eden en ciddi hamlelerdir.[2] Bu hareket sonucu örgütün siyasi kanadının ağır yara aldığı barizdir. Ancak PKK terör örgütüne karşı harekatın, örgütün kasasını dolduran illegal faaliyetleri durdurmaya ve örgüte para yardımını kesmeye yönelik müdahalelerle desteklenmesi gerekmektedir.

Avrupa ülkelerinin PKK’ya karşı uzun yıllar istikrarsızlık gösteren politikalarını örgüte darbe indirmeye götüren süreç dikkatle incelenmelidir. Türk medyasında yaygın görüşe göre, uzun yıllar Türkiye’ye karşı “Kürt sorunu kartı”nı kullanan AB, “demokratik açılım” projesinin gündeme gelmesiyle birlikte PKK’ya karşı tutumunu değiştirmeye başlamış görünmektedir.[3] Bu durumda, Avrupa Birliği’nin teröre yönelik adım atma konusunda öncelikle Türkiye’de kendisinin desteklediği politikaların uygulanmasını beklediği sonucuna ulaşılmaktadır. Halen terör örgütü olduğu tescillenmiş PKK’nın propaganda yayınlarını yapan basın kuruluşlarının faaliyetlerine izin veren AB ülkelerinin bulunması düşündürücüdür. Doğrudan uluslarüstü bir kurum olan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, birliğin terör örgütü kabul ettiği bir örgüte karşı müdahale ve mücadelede politik gelişmeleri dikkate alması ve tutarsız tavırlar sergilemesi ayrıca düşünülmesi gereken bir hukuk ve politika meselesidir. Şu anda önemli olan AB ülkelerince PKK’ya indirilen bu ağır darbelerin arkasından gidilmesi, örgüt kaynaklarının kesilmesi çalışmalarının Türkiye ve PKK’nın etkin olduğu ülkeler arasında kolektif biçimde sürdürülmesi ve bu çalışmaların yurtiçinde huzur ortamını tesis edecek barışçıl çabalarla desteklenmesidir. Terörle mücadele sınırları içerisinde kalacak uluslararası görüşmeler, kuşkusuz Türkiye’nin yararına olacaktır.

Değerlendirme

Son günlerde Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika’da PKK terör örgütüne ve ilişkili olduğu kuruluşlara yönelik düzenlenen operasyonlar, terör örgütünün diplomatik, ekonomik ve psikolojik durumunda büyük hasar yaratmıştır.

Örgütü uzun yıllar Türkiye’ye karşı koz olarak kullanan Avrupa Birliği, Türkiye’nin barışçıl çözüm çalışmalarındaki samimiyeti karşısında tutumunu değiştirmek zorunda kalmış ve örgüte yönelik harekat başlatmıştır. Birliğin, desteklediği politikaların uygulanması karşılığında teröre karşı bir görüntü çizmesi, örgütün hukuk anlayışı üzerinde olumsuz izlenimler bıraksa da bu sürecin lehimize devam etmesinin hayati önem taşıdığı da bir gerçektir. Bu harekatın, Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında koordinasyona dayalı olarak yürütülmesi örgütün zayıflatılması açısından büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin terörle mücadelesinde PKK terör örgütünün dış kaynaklarının ve yasadışı ekonomik faaliyetlerinin çok önemli bir dinamik olduğu gözden kaçırılmayarak sürecin Türkiye’nin huzur ve menfaatleri doğrultusunda Türkiye tarafından yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Nitekim ekonomisi ve dış desteği çöken bir terör örgütünün mücadelesini daha zor şartlar altında sürdüreceği, belki de sürdüremeyeceği bir gerçektir.

Stj. Oğuz Özdaş

[1] USAK, “Terörle Mücadele Araştırma Projesi”, Ankara, 2007
[2] Türkiye Gazetesi, 5 Mart 2010, “PKK’ya Avrupa Darbesi”
[3] Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 05.03.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates