Haberler

Son Bakış ve Son Mektup


Hazret çok mutlu ve kendinden emin; zafer kazanmış kumandan vakarıyla biz âcizlere kükrüyor: İyiki Asmışız!…Sokaklar kan gölüne dönerken “şartların oluşması için” bir yıl bekleyen “Eylül”ün adaleti böyledir: asmayalımda besleyelim mi?

Bir yanda “hatırla sevgili” ile yapılan “balans ayarı” hatırlatması ve diğer yanda bir işbirlikçinin eski efendisince hâzin bir şekilde asılmasıyla başlayan “idam” tartışmaları 12 Eylül sürecinde yaşadığımız trajedileri yeniden gündeme getirdi. Hem “Bu Ülke”nin son çeyrek asrının ve ne yazık ki önümüzdeki birkaç on yılın siyâsî târihi “Eylül”süz açıklanabilir mi?

Geçmişi yadetmek çoğu zaman acıtır, hâtıralarla hasbihâl sizi alıp o günlere götürür ve kelimeler boğazınızda düğümlenip kalırya..O’nlardan bahsetmek, her birinin hikâyesi kitaplara konu olacak gencecik dimağları hatırlamak ve hatırlatmakta “kaybolan yıllar”ımıza götürüyor bizi; “Biz” kimdik, hücreleri paylaşmaya zorlandığımız ama Türkiye’yi paylaşmadıklarımız “Biz” değilse kimdi?

O’nlar bir kavganın tam ortasında buldular kendilerini, senaryosunu kendilerinin yazmadığı bir büyük oyunun oyuncuları oldular birdenbire. Aslında kendilerine ait “oyun”ları vardı akıllarında, farklı renklerin tarafındaydılar belki ama son tahlilde tuttukları ışık “Bu Ülke”nin prizmasından yansıyordu yüzlerine. Ama zalimin oyunu çok daha büyüktü; mevcut düzen yıkılacak ve herkes susacak emperyalizm konuşacaktı, kapitalizmin koşu yolu açılarak Türkiye küresel köyün bir parçası olacak ve dersine çok çalışırsa da “Küçük Amerika” olacaktı.

Öğrenciydi onlar, Anadolu’nun çeşitli illerinden okumaya gelmişlerdi; hepsinin büyük düşleri vardı ülkeleri adına. Kimi Çorum’dan gelmişti Ankara’ya kimi Manisa’dan öbürü Sivas beriki Erzurum’dan İstanbul’un yolunu tutmuştu. Anlamazlardı Amerikancılık ne Rusçuluk ne, bilmezlerdi ölmeyi ve öldürmeyi, en ağırı “mahalle kavgaları”ydı yaptıkları; “Ankara”da öğrendiler hepsini...

Samimiydiler..Belki düşünecek vakitleri yoktu, düşünmeliydiler; ama “harekete” geçerken kendileri dışında yazılan senaryoların figüranı olacaklarını bilseler, kendilerini harcayan “işbirlikçi derin irade”nin kimseye acımadığını farketselerdi ve hele hele yaptıkları mücadelenin getirdiği çıkmazı düzeltmek bahanesiyle yapılan “baskın”dan sonra kurulan sistemin, tamda uğruna ölüme gittikleri “dâvâ”larının aksini dayatacağını görebilselerdi eğer birbirleriyle değil bu “senarist”lerle mücadele ederlerdi kesinlikle.

Ama olmadı..Samimiyet yetmedi..

Harcadılar onları, onlarla birlikte umutlarımızı, âşklarımızı; şimdi “zulme direnmek”, haksızlıklara karşı ufakta olsa sesini çıkarmak gitti yerini “değişen dünyaya entegre olma” itikadı aldı. Artık devranda, fermanda değişti; şimdi “mücadele” etmek yok “mücadele için” para biriktirmek var, zalime karşı çıkmak yok onunla işbirliği yaparak “güçlenmek” var...

Bizim kuşağa verilen “dostane” tavsiyelerde hep bu meyanda: aman abileriniz gibi “Eylül Çocukları” gibi olmayın. Birde Eylül’den de “yara bere” almadan kurtulan ve sonradan vekil, bakan, genel yayın yönetmeni olan eski tüfek “beyaz”ların tavsiyeleri yokmu “bakın biz akıllandık” yalanlarının arkasına gizlenerek.


Meriç’in “şuur, uçurumların önünde uyanır..düşünce, buhranların çocuğu” dediği yerden devamla, “Eylül Balyozu”yla sindirilen o kayıp kuşağın düştüğü yanlışlıklara düşmeden ama onların “heyecanını” yeniden kuşanmış “hem meşru hem muhâlif” bir duruşla karşılık vermenin gerekliliğini hatırlatarak “son bakış”ı ve “son mektup”u yâd etmek istedim.

“Kurşun Gibi İzler… Son Bakıştaki O Gözler Kaldı Aklımızda”

Sezen Aksu’nun âşk şarkılarının en ânlamlısıdır belki “Son Bakış” …Beni Unutma, Sen Ağlama, Gidiyorum, Hasret, Kış Masalı; hepsinin bir “sahibi” vardır ve hemen hepside sevdiğimizle paylaştığımız “bizim” şarkımızdırya… İdam edilebilmesi için yaşı büyütülmesi gereken ve böylece “hukukî meşruiyet” kazanılan(!) Erdal Eren’in “son bakış”ına yazılan bir ağıttır bu şarkı ve gerçekten “BİZ”imdir:


“bir söz bitişi gibi son buldu sevişler

bir yaz güneşi gibi eritir hep bu terkedilişler

bir an duruşu gibi, ömrün gidişi gibi

veda ederken aşk ateşi gibi söner iç çekişler

aman aman yandım aman

kurşun gibi izler

son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda

aman aman acı yüzler

kurşun gibi izler

son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda”

Deniz, Mahir, Hüseyin…Tıpkı O’nlar gibi Erdal’da yağlı urganın merhametine emanet ediliyordu. Ama olsundu, sonunda “ölüm”ün olacağını bile bile çıkılan bir yoldu bu ve cezanın “ne amaçla” verildiğini de biliyordu Erdal Eren:

“Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam,halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.”

Ebu Cehil Devrinin Eylül Uzantısı: 9 Tekbir ve Son Mektup

Necdet Adalı’nın ve yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’in infazları “denge adına” başka idamları da tetiklemişti. Dört duvar arasından çıkıp toprakla “vuslat”a ulaşmayı bekleyen 9 can vardı sırada; anneye- babaya, sevgiliye mektuplar yazılarak “ağlamamaları ve yas tutmamaları” isteniyor, idama değil yarım kalacak hatimlere üzülünüyordu. O’nlar bilmiyorlardı “şehirlerin ortasında zindanlar olduğunu” ve tahmin bile edemezlerdiki Hüseyin Kurumahmutoğlu “ülküdaşları” kendilerinden daha vahşice öldürülecekti.

Denge kuruldumu “ressam”ın vicdanında bilinmez ama bu hesabın kurbanlarından Selçuk Duracık’ın yazmış olduğu “Son Mektup” acıklı bir musukî gibi yürekleri dağlamağa devam ediyor:

Bismillahirrahmanirrahim

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

Devamlı var olan, O'ndan O'nunla varlıkta duran, varlığın başlangıçı olmayan...

Zatında, sıfatlarında ve işlerinde benzeri olmayan, yaratılmışların hiçbirine benzemeyen, Diri, Bilici, İşitici, Görücü, Gücü Yetici, Söyletici, Yaratıcı olmak sıfatlarına sahip olan Allah u Teala'ya yarattıklarının sayısı kadar hamd-ü senalar olsun, 'inşallah'. Bütün dualar ve iyilikler, O'nun Peygamberi ve en sevdiği kulu, velisi, insanların her bakımdan her güzeli, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz'e, yıldızlar kadar parlak olan sevgili aline ve ashabına bunları sevenlere, izlerinde gidenlere, İslamiyet'in muzafferiyeti için şehit düşenlere olsun, inşallah.

'Es-Selamü Aleyküm'

Muhterem babacığım ve anneciğim, bu mektubu son ebedi yolculuğumuz olan Allah'ın huzuruna çıkmadan önce yazmış bulunuyorum. Yüce Mevlam sizlere sabır ve dayanma gücü versin. Benim ve sizlerin başına gelen her ne ise, Cenab-ı Mevlamızdan gelmiştir. Onun için sabır edin, şükredin ki, geçmiş ve gelecek günahlarımız, Mevlamın vermiş olduğu musibetlerle temizlensin. Aksi halde sabır etmezsek, Mevlamızın daha çok musibet belaları üzerimize gelir.

İşte babacığım ve anneciğim, sizlerde sakın üzülmeyiniz. Yüce Mevlamıza sabır ve şükrediniz. Bizim için böylesi daha hayırlıdır belki, bunu bilemeyiz. Mevlamız günahlarımızı affeylesin inşallah. Sizler ne kadar çok sabrederseniz, ben de ebedi istirahathanemde huzurlu ve rahat olurum, inşallah. Sizlerin sabredeceğini biliyorum. Eğer beni biraz seviyorsanız sakın ağlamayınız, üzülmeyiniz, Çünkü Peygamberimiz bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyor: 'Ölümü üzerine yas tutulan kimse, kıyamet gününde bu yüzden azaba uğratılır.' Sizler de benim azap görmemi istemiyorsanız sakın ağlamayın ve yas utmayın, beni ebedi istirahathanemde rahatsız etmeyin. Dualarınızla beni rahatlatın. Sizler ne kadar sabrederseniz beni o kadar sevindirmiş olursunuz. Dualarınız için şimdiden Allah (c.c.) sizden razı olsun, 'inşallah'.


Muhterem babacığım ve anneciğim.. Yüce Mevlamız nasip ettiki, sizleri son olarak görmeyi biz aciz ve garip kullarından esirgemedi. Sizlere ziyaretle söylemek nasip olmayan helalleşmemizi artık burada yazmak istiyorum.

Canım babacığım ve anneciğim, biliyorsunuz ki, babanın ve annenin hakkı evlatlar üzerinde çok büyüktür. Ben oğlunuzu bu yükten kurtarın ve hakkınızı helal ediniz ki, bizler de Mevlamızın huzurunda perişan olmayalım.


Muhterem babacığım ve anneciğim, burada aciz satırlarıma ve mektubuma son verirken Cenab-ı Allah (c.c.) 'ın rahmeti, mağfireti, af, feyz ve bereketi, Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin şefaati sizlerin ve cümle ümmetinin üzerine olsun, inşallah.

Allah (c.c.) 'a emanet olunuz.

Ölüler için yapılan dualar, nurdan yapılmış tabakalarla onlara takdim edilir. (Hadis-i Şerif)

Ölümü üzerine yas tutulan kimse, kıyamet günü bu yüzden azaba uğratılır. (Hadis-i Şerif)

Ölüye, kendisinin üzerine yas tutulması sebebiyle, kabirde azap olunur. (Hadis-i Şerif)

Yüce Rabbimize kavuşuyoruz. Onun için bizler üzülmüyoruz. Sizler de üzülmeyin...

Cengiz Sözübek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates