Haberler

Osmanlı'ya Bakışımız


Ne devrin soytarısıyım, ne eski budalası…

Milli kültüre ters düşen her devrim ya hıyanet, değilse intihardır. Ters düşmüş bir devrimi savunmakta ısrar etmenin en affedilebilir sebebi aptallık olabilir. Tarihi oluş ve misyonumuz istikametinde gerçekleştirilebilecek sıçramalar ise, uğruna baş verilecek inkılâplardır. Mücerret değişiklik arzusuna gelince, bu ferdin tükenmişliğine işarettir ve tehlikelidir. Hele bu uğursuz hal, bir içtimai temayül olarak görünüyorsa, büyük bir kültür buhranı yalanıyor demektir.




Mücerret eskicilik kültür bunamasıdır; asıl özünü, ruhunu yitirmiş bir, sadece geriye dönüklük, tandır başı sohbetçiliğidir, uyuşukluktur. Aslolan istikbaldir, ama ipini koparmış bir devrimcilik anlayışı içinde değil; maziye dayanan, onsuz olmazlığını bilen, rengini ondan alan istikbal…

Diri bir milletin hayatı mazinin istikbale sürekli ve korkusuz atılışlarından ibarettir. Bu hayat sürekli bir kendi kendini, kültürünü yenileme ve aşma hayretleri ile doludur. Bu oluşta, mazi istikbalin süvarisidir; ona heyecanlarına yön verir ve tökezlemeden yürümesini sağlar. Evet, ne devrim soytarılığı, ne eski budalalığı… Ama, tarih huzurunda hakkı teslim edilinceye kadar, Osmanlı’ya toz kondurmayacağım.

Kendi artığı tarafından bu kadar gadre uğramış bir başka büyüklük, bir başka tarihi ihtişam yoktur. Bir sürü soytarılık uğruna üzerine simsiyah bir örtü çekilen böylesine bir tarihi güzellik görülmemiştir. Bir gurur, bir iman; bir istikballer kaynağı altı yüz yılı, nasıl da bir tarihi cinnetle gölgeledik, tahrif ettik, yanlış bildik veya bilemedik… Osmanlı’ya sırt çeviren gâvur bile iflâh olmamışken bir bu günahın hesabını nasıl vereceğiz? Bir hangi büyük tövbe ile yeni bir istikbale yöneleceğiz? Onun için Osmanlı’ya toz kondurmayacağım.

O bizimdir, o kusursuzdur, o en güzel, o en büyük olandır… Osmanlı, hiç değilse tarihin bütün zamanlarında, tamıtamına böyle değildir, biliyorum; ama, biz öyle bileceğiz. Ve böylece Osmanlı’ya karşı yüreğimizin pasını sildikten sonra, tarihi gerçekleri değerlendirmeye başlayacağız.

Buna muhtacız. Bu tavır, bir görüşü ile Dekart’ın ilim metodunun uygulaması olacaktır, yani sıfırdan başlamanın hazırlığı, diğer yanı ile ilmi tarihçiliğin zarureti. Çünkü, tarihi oluşları kavramak, ancak onlara duyacağımız sempati ile, kafa ve kalp iştiraki ile mümkün olmaktadır. Tarihe karşı kafa ve kalp bütünlükleri bozulmuş nesillerin, tencere dibine dönmüş yüreklerinde aksedecek hiçbir tarihi büyüklük, güzellik yoktur.

Tarih yalnız hikâye değildir; tarihten asıl beklenen, onun yorumu ile elde edilendir. Bu yorum da, taallûk ettiği devre kuvvetli bir sempati ile bağlanış ve ciddi bir tarih sezgisine ihtiyaç gösterir. Bu sezgiye sahip olmayan tarihçi, olaylar arasındaki boşlukları dolduramaz, tutarlı bir yorum yapamaz. Bu sezgi, incelenen devrim kültürüne sahip olmakla ve ona duyulan sempati ile gelişir.

Roma devletini tarihi, bütün Avrupa’nın iskeleti diye bilinmiş ve hukukundan sanatına kadar didik didik edilmiştir. Devlet-i Ebed Müddet’in altı yüz yıllık ihtişamı ise, geleceğimize tutacağı kim bilir ne büyük aydınlıkları kucaklamış olarak arşivlerde yatıyor. Türk Tarih Kurumu tüccarlık peşinde; üçkâğıtçıların tekeline düştü diye hakkında kitaplar çıkıyor. Üniversitelerimiz çoktan Allah’a havale edildi, bu araştırmalara milyonlarca lira yatırma mevkiinde olan hükümetler, semtine bakılmayacak kadar gaflette…

Sonra da, biz devrim yaptık, devrim öncesi kaka, devrim sonrası yok bilmem ne… Yok öyle şey! Osmanlı’ya toz kondurmayacağız!...

Nevzat Kösoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates