Haberler

Bir Ülkücünün Daha Vatan Hasreti Dindi


Abdi İpekçi olayından aranan Yalçın Özbey, zaman aşımı dolunca sessizce Türkiye’ye geldi ve memleketi Malatya’da 99 yaşındaki babasını ve annesini ziyaret edip, karayoluyla yeniden Belçika’ya döndü.


Yalçın Özbey Türkiye'ye sessizce geldi

Yalçın Özbey, 30 yıl sonra sessizce Türkiye’ye geldi. Hürriyet Gazetesi, Özbey ile ilk defa üç yıl önce, cezaevinden çıktığı günün akşamı Brüksel’deki işyerinin önünde temasa geçmişti. Özbey, yıllarca basına konuşmamakta diretti. İpekçi davasının geçen Şubat ayında zamanaşımına uğramasından sonra 30 yıl sonra ilk kez Türkiye’ye gitme niyetini geçen ay öğrendiğimizde, Özbey’e eşlik etmeyi önerdik. Özbey, bu kez bizi şaşırtarak bu teklifi kabul etti.

Beni devlet değil basın yargıladı

Belçika’da yaşayan 55 yaşındaki Özbey, Türkiye’nin Anvers Başkonsolosluğu’nda 16 Temmuz günü 3 saat bekledikten sonra Türk pasaportunu aldı. Gece yarısı 01.00’de Brüksel’e vardığımızda, bizi evinin yakınlarındaki bir kilisenin önünde eşi ile birlikte karşıladı. Güvenlik önlemi olarak ev adresini öğrenmememiz için sokakta randevu vermişti. Türkiye yolculuğunu da, "sessizce" yapmaya kararlıydı. Bu nedenle, Brüksel-Malatya arasındaki yaklaşık 4 bin kilometrelik mesafeyi karayolundan kat etmeye karar vermişti. Karayolu tercihini şu sözlerle anlattı: "Bugüne kadar beni hep basın yargıladı, devlet yargılamadı. Bu nedenle 30 yıl sonra Türkiye’ye döndüğümde karşımda gazeteci ordusunu görmek istemiyorum. Bu yüzden de uçakla dönüş yapmıyorum. Atatürk Havalimanı’na iner inmez yolcu listesinde adımı gören muhabirleri beni yakalarlar. "

Düşmanım çok dönünce yayınla

Almanya’dan, Belçika’dan, Fransa’dan tatil için memleketlerine dönen Türklerle yolculuk üzerine sohbet ettik. Kimse Özbey’i tanıyamadı. Özbey’in ilk fotoğraflarını uzaktan Yunan "Super Ferries" feribotundan inen kamyonları incelerken çektik. Fotoğrafların Türkiye’den çıktıktan sonra yayınlaması koşuluyla anlaştık. Buna gerekçe olarak, "Düşmanım çok" dedi.

Yunan polisi alıkoydu sonra da özür diledi

Yunanistan’dan çıkarken sınırkapısında hiç beklemediğimiz birşey oldu. Özbey’in pasaportunun sahte olmasından şüphelenen Yunan polisi, Interpol’ün Lyon’daki merkez bürosuyla temasa geçti. Interpol, Özbey ile ilgili bilgileri güncelleştirmediğinden iki buçuk saat bekletildik. Yunan polisi daha sonra özür diledi, ama Özbey onları mahkemeye vermekle tehdit etti.

99’luk babasıyla sarılıp, ağlaştılar

Özbey, Türkiye’ye girdiğinde çok heyecanlı görünüyordu. Pasaportunu gören kimse ona bir şey sormadı. İstanbul’da iki-üç gün dinlenen Özbey, bir arkadaşının adına otomobil kiralayıp, hasta babasını ziyaret etmek üzere Malatya’nın yolunu tuttu. Yine aynı nedenle karayolunu seçmişti ve kimliğinin kullanılacağı hiçbir iş (örneğin şehirlerararası otobüs bileti almak) yapmamıştı. Özbey Malatya’ya sabaha karşı varınca babası Mehmet’in elini öptü. Babasına sarılıp yaklaşık yarım saat ağladı.

Devlet hastanesinde gözünden muayene oldu

Kardeşi Ali, yıllar sonra eve dönen ağabeyin yanından ayrılmıyordu. O gün Malatya’da devlet hastanesinde gözünden muayene olan ve tahlillerini yaptıran Yalçın Özbey, bir yakınının düğününe de katıldı. Onu burada bile kimse tanımadı. Bir hafta Malatya’da kaldıktan sonra İstanbul’a kiralık arabayla geri döndü ve İstanbul’da da yakınlarını ziyaret edip, denizyoluyla geçen perşembe günü Türkiye’yi aynı sessizlikle terketti.

Özbey, "sessiz" Türkiye ziyaretine eşlik ederken fotoğraf çekmemizi kabul etse de, röportaj vermeye yanaşmadı. Buna karşın, binlerce kilometrelik yol boyunca konuşmadan edemedi. İşte söyledikleri:

İşkence göreceğim için gelmedim

Daha önce ülkeme gitmediğime pişmanım. Türkiye’de suçlansam da cezama razıydım. Dönmememin birçok etkenleri var. Bu etkenlerden biri o dönemdeki eski Ülkücü arkadaşlarımın mağdur edilerek işkenceye tabi tutulup senelerce yatmalarına sebep olan askeri yönetimden çekinmem. 30 yıl kendimi sürgünde hissettim. Ne acı ki vatanıma dönmek istedim dönemedim. Bunda da medyanın büyük payı var.

İdeallerimiz uğruna savaştık

Kısa bir zaman zarfında annemi ve babamı ziyaret ettikten sonra dava uğruna mücadele verdiğimiz arkadaşlarımla görüşme imkanım oldu. Ben işkence görmedim fakat arkadaşlarımın sıkıyönetim döneminde haklı veya haksız gördükleri işkence tüylerimi ürpertti. Bu insanlar neyin mücadelesini verdi, neden bu işkenceyi gördü? Bunun değerlendirmesini yüce davamızı savunan siyasilerin değerlendirmesine bırakıyorum. Beni sevindiren konu, işkence gören arkadaşlarımın kendi imkanlarıyla hayat mücadelesi vererek mücadele azimlerini kaybetmemeleri. Üzüldüğüm ise şehit olan binlerce arkadaşımızın ailelerinin kaderine terk edilmesi. Biz bir ideal uğruna savaş verdik. Şu anda bu idealin bayrağını taşıyanların vicdanı sızlamıyor mu? Ama vicdanları yok ki sızlasın.

Abdi İpekçi kader kurbanı

("Abdi İpekçi’yi sen mi vurdun" sorusuna karşılık) Bana hep bu saçma soruyu soruyorlar ve soracaklar. O dönemde sağ-sol ayırımı yapmadan bir vatan uğruna binlerce insan yaşamını yitirdi. Akademisyenden öğrencisine kadar çok kişi katledildi. Neden ve niçin 30 senedir bu konuya değinilmedi.

Abdi İpekçi medyanın değerli bir mensubu olabilir, can candır. Neden tek taraflı değerlendirme yapılıyor? Abdi İpekçi bir kader kurbanı. Ona suikast sıradan bir eylemdi. O zamanlar İlhan Darendelioğlu, İsmail Gerçeksöz, Kemal Fedai Coşkuner gibi tanınmış Ülkücü yazarlar da öldürüldü. Abdi İpekçi cinayetinin neden bu kadar büyütüldüğünü anlamıyorum.

Amcamı işkencede sakat bıraktılar

("Aynı evde kaldığınıza göre suikast akşamı Ağca’nın planından haberiniz olmuştur" yorumuna karşılık) Evde telefon yoktu. O zamanlar telefon almak çok zordu. Ağca’nın benle temasa geçmesi için amcamın ve komşunun telefonlarını vermiştim. Ağca’nın üzerinde bulunan bu numaraları Uğur Mumcu gazetede yazınca, amcam ve kuzenim yakalandı. İşkence gördüler. Amcam da sakat kaldı. Ağca’ya cinayetten 15 gün önce verdiğimiz 100 bin lira, kendi parasıydı. Onunla ortaklaşa bir arsa alacaktık. Ağca aniden bu projeden vazgeçerek parasının tamamını istedi. Ben de 100 bin lirasını geri verdim.

O hücre evinde yoktum

Yalçın Özbey üç yıl önce Brüksel’de hapise düştüğünde, Sabancı Suikastı faillerinden Fehriye Erdal sırra kadem basmıştı. Belçika, Türkiye ile ilişkilerini hesaplayarak Özbey’i hemen tahliye etmemiş, bir ay hapiste tutmuştu. Özbey, bu konuyu şöyle anlattı: "Özdemir Sabancı’yı öldüren tetikçi Mustafa Duyar’ın benimle aynı evde kaldığı iddiasını yeni öğrendim. Ben o tarihlerde Almanya’da cezaevindeydim. Aynı anda nasıl Mustafa Duyar’ın Almanya’da yerleştirildiği hücre evinde olabilirim? Birileri beni bu cinayete bulaştırarak Abdi İpekçi cinayeti ile Sabancı cinayeti arasında bağlantı varmış izlenimini vermeye çalışıyor. Sözüm ona Mustafa Duyar, beni Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili bir belgeselde görünce çok şaşırmış, buna akıl erdiremeyince cinayetlerin arkasında aynı derin bir gücün olduğuna karar getirip teslim olmuşmuş. O hücre evinde de hiç bulunmadım. Ayrıca benim Mustafa Duyar’ın izlemiş olabileceği belgesel filmlerdeki görüntüm çok eskiydi. Yeni resimlerime bakın. Kim beni bu halimle tanıyabilir?

Sır adam

MİLLİYET Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979’da İstanbul Nişantaşı’nda öldürüldü. Suikast sanığı Mehmet Ali Ağca 11 Temmuz’da yakalandı. 23 Kasım 1979’da İstanbul Kartal Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırıldı, 28 Nisan 1980’de gıyabında idam cezasına çarptırıldı. 13 Mayıs 1981’de Vatikan’da Papa II. Jean Paul’ü vurdu, yakalandı ve ömür boyu hapse mahkûm oldu. Cezaevindeyken Abdi İpekçi’yi Yalçın Özbey’in öldürdüğünü söyledi. Özbey, Ağca’ya para yardımı yaptığını, cezaevinden kaçırılırken kullanılan otomobilin kendisine ait olduğunu kabul etti ancak suikastı reddetti. İpekçi cinayetinden sonra yurtdışına kaçan Özbey’in Papa II Paul’a yapılan saldırı sırasında Vatikan’da olduğu öne sürüldü. 1993’de Almanya’da tutuklanıp 1997 serbest bırakıldı. Özbey aynı yıl bu kez Belçika’da gözaltına alındı. Ancak Belçika’da zamanaşımı süresinin 10 yıl olması nedeniyle yine serbest bırakıldı. Kırmızı bültenle aranan ve Adalet Bakanlığı tarafından Almanya ve Belçika’dan iade edilmesi talep edilen Özbey, Türkiye’ye gönderilmedi. 1 Şubat 2009’da üzerinden tam 30 yıl geçen ve bir sonuca ulaşmayan İpekçi cinayeti davası zamanaşımına uğradı. Özbey’in yakalama kararı iptal edildi. Böylece Özbey nihayet vatanına, Türkiye’ye dönebilirdi.

Faruk ZABCI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sosyal Ağlar

Alperen.org Designed by Templateism.com Copyright © 2014

Tema resimleri Bim tarafından tasarlanmıştır. Blogger tarafından desteklenmektedir.
Published By Gooyaabi Templates